menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÖHD-TUAD davasında ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla çok sayıda kişiye hapis cezası

11 14
29.01.2026

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar ile Tutuklu Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUAD) üyeleri hakkında, hapishane alanındaki faaliyetler gerekçe gösterilerek açılan davada kararını açıkladı.

Yaklaşık 10 yıl süren yargılamanın sonunda, bugün, 37 TUAD üyesi ile 10 ÖHD’li avukat hakkında “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla mahkûmiyet kararı verildi.

Avukatlar, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yaptıkları açıklamada “Bijî berxwedana ÖHD”, “Bijî berxwdana zindana” ve “Savunma susmadı, susmayacak” sloganları ile karara tepki gösterdi.

Mahkemenin gerekçeli kararının önümüzdeki günlerde yazılması beklenirken, karara karşı istinaf yolu açık tutuldu.

Mahkemenin kararını bianet’e değerlendiren ÖHD İstanbul Üyesi Emrah Baran, davanın seyrini ve verilen cezaların anlamını şöyle anlattı:

“Dosyanın tamamını oluşturan deliller, Gülen Cemaati mensubu polisler, savcılar ve hâkimler tarafından üretildi. Bu kişiler tarafından usulsüz dinlemeler ve teknik takipler yapıldı; derneklere gizlice dinleme cihazları yerleştirildi, hapishanelerde avukat-müvekkil görüşme odaları dinlendi. ÖHD’li avukatlar hakkında başlatılan soruşturmalar da ‘iletişimin tespiti’ kararlarıyla başladı. Bu süreçte yürütülen soruşturma faaliyetleri, 2013 yılında 17-25 Aralık süreciyle birlikte Cemaat’in yargı ve emniyet içindeki etkinliğinin azalmasıyla fiilen sona erdi, delil toplama ve dinleme faaliyetleri durduruldu.

“Suçlama konusu yapılan hususlar, avukatların müvekkilleriyle cezaevinde yaptıkları görüşmeler, telefon konuşmaları ve kendi aralarında yürüttükleri duruşma takibi ile mesleki danışma faaliyetlerinden ibaret. Aynı şekilde, TUAD çalışanlarının tüzükleri gereği yürüttükleri dayanışma faaliyetleri de dosyada suç unsuru olarak yer aldı. Mahkeme, Cemaat mensupları tarafından kumpas niteliğinde oluşturulan fezlekeleri ve delilleri esas alarak, aralarında 10 ÖHD’li avukatın da bulunduğu sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verdi ve son derece ağır hapis cezalarına hükmetti. Bu karar, fiilen Cemaat’in yargı eliyle kurduğu kumpasın geçerliliğini kabul etmek anlamına geliyor.

“Oysa Selam-Tevhid ve OdaTV davalarında, benzer delilleri üreten polisler, savcılar ve hâkimler yargılanmış ve mahkûm edilmişti. Ancak söz konusu dosya Kürtler ve Kürt avukatlar olunca, aynı yöntemlerle üretilen deliller kumpas olarak değerlendirilmedi; aksine mahkûmiyete esas alındı.

“Bugün bir yandan Kürt meselesinin çözümüne, şiddetin bir yöntem olmaktan çıkarılmasına ve demokratik siyasetin güçlendirilmesine dair söylemler sürerken, tamamı demokratik siyaset ve avukatlık faaliyeti kapsamında kalan eylemler nedeniyle avukatlara onlarca yıl hapis cezası verildiği görülüyor. Bu durum, ÖHD’nin yürüttüğü hak ihlali çalışmaları ile siyasi dava takibinin açık biçimde kriminalize edildiğini ortaya koyuyor. ÖHD olarak bu cezaların bizi durdurmayacağını bir kez daha ifade ediyoruz. Hak mücadelesine devam edeceğiz.”

Öte yandan, Avukat Ramazan Demir, davada en yüksek cezalardan birine mahkûm edilen sanıklar arasında yer aldı.

Demir, kararın ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, örgüt üyeliği ve örgüt propagandası suçlamalarından indirimsiz şekilde toplam 11 yıl 3 ay hapis cezası verildiğini belirterek, “Halkımızın canı sağ olsun,” dedi.

Avukat Tamer Doğan ise şöyle dedi:

“Kürt halkının avukatlığını yaptığımız ve Kobane'ye destek verdiğimiz için 10 yıldır devam eden davada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hepimize çeşitli madalyonlar taktı. Kısmetime 5 yıl 5 ay düştü. Kürt halkının avukatlığını yapmaya, soykırıma ve cihatçı çetelere karşı çıkmaya devam edeceğiz.”

(TY)

Kimini siyah beyaz günlerine
Kimini de '80 öncesine götürüyor
Tutsaklık hikâyeleri.
Önemli olan bir pusulaya çevirebilmektir
O zorlu deneyimleri...

Mısırlı psikiyatrist ve yazar Neval el-Saadavi, “Mutluluk nereden gelir?” konulu kısa videoda, insanların ona sık sık “Acılarla dolu çok zor bir hayatın olmuş. Hapse girmişsin, sürgüne gönderilmişsin, üç kez boşanmışsın peki neden bu kadar mutlusun?” diye sorduğunu anlatır. Ve bunu, hapishaneden bir deneyimle yanıtlar.

Enver Sedat yönetimi altında üç ay boyunca hapsedildiğimde kâğıt ve kalem bulundurmamız yasaktı. Fahişelerin, uyuşturucu satıcılarının ve katillerin her şeyi vardı. Televizyon, kalem, kâğıt, her şey. Siyasi hükümlülerin ise yazması yasaktı. Her gün hücreme gelen gardiyan şöyle söylerdi: 'Hücrende kâğıt kalem saklaman, silah saklamandan daha tehlikeli.'
O an yanımda hep kâğıt kalem bulundurmaya karar verdim. Gardiyanın bize ekmek taşımasına yardım eden fahişeye (Bu arada Sıfır Noktasındaki Kadın
kitabımı okumuştu ve beni sevmişti.) dedim ki: 'Bana kâğıt kalem getirir misin? Çünkü yazmaya ihtiyacım var.'

'Tamam' dedi.

Ertesi gün bana bir top tuvalet kâğıdı ve kaş kalemini verdi. Üç ay boyunca geceleri gardiyan evine gittikten sonra oturdum ve Kadın Hapishanesindeki Anılarım kitabımı küçücük kaş kalemi ile tuvalet kâğıdının üzerine yazdım.

Yazarak, yazma hazzıyla, yaratma hazzıyla hapishanede olduğumu bile unuttum. O kadar mutluydum ki dans ediyordum, şaka yapıyordum. Kendimi kesinlikle hapishanede hissetmiyordum.”

Bu ve benzeri anlatımlar, çok özgün kesitlerden bahsediyor olsa da gerçekte........

© Bianet