‘Faşizmden çok sıkıldım’: 2025’te Türkiye ve dünyada LGBTİ+ olmak
Hak mücadeleleri çoğu zaman doğrusal ilerlemez. Tarih, eşitlik taleplerinin kesintisiz bir yükselişten çok, geri dönüşlerle, kırılmalarla ve ani sertleşmelerle şekillendiğini gösterir. LGBTİ hakları da bu açıdan istisna değil.
2025 yılı, hem Türkiye’de hem de dünyada, söz konusu kırılmalı seyri açık biçimde görünür kılan bir eşik olarak geride kaldı. Bir yanda devletlerin güvenlik, genel ahlâk ve “toplumsal düzen” söylemleri altında hak alanlarını daraltma girişimleri, diğer yanda bu daralmaya karşı direnen, kendini yeniden kuran ve çoğu zaman yalnızlaştırılan bir mücadele hattı vardı.
Bu yıl, LGBTİ varoluşun yalnızca hukuki bir statü ya da kimlik meselesi değil, aynı zamanda kamusal alanın kimlere ait olduğu, kimin “meşru” sayıldığı ve kimin sürekli sınır dışına itildiği sorularıyla doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha hatırlattı.
2025, hakların kâğıt üzerinde tanınıp tanınmamasından çok, yaşanabilirlik meselesinin tartışıldığı bir yıl oldu.
Türkiye’de 2025, LGBTİ ’lar açısından siyasal iktidarın uzun süredir inşa ettiği muhafazakâr-LGBTİ fobik hattın çok daha açık, çok daha kurumsal işletildiği bir dönem olarak geçti. İktidar tarafından bu senenin “Aile Yılı” ilân edilmesi, aileyi kültürel bir vurgu olmaktan çıkarak hukuki ve idari düzenlemelere yön veren bir çerçeveye dönüştü. Bu çerçevede LGBTİ ’lar, kamusal hayatta “sapma”, “tehdit” ya da “toplumsal risk” olarak kodlandı.
Meclis gündemine taşınan 11. Yargı Paketi taslağı, özellikle transların bedenleri, sağlık süreçleri ve hukuki tanınmaları üzerinde yoğunlaştı. Cinsiyet uyum süreçlerinin zorlaştırılması, tıbbi ve psikolojik denetim mekanizmalarının artırılması ve ifade alanlarının daraltılması, devletin LGBTİ varoluşu “kontrol edilmesi gereken bir anormallik” olarak ele aldığını gösterdi. Bu yaklaşım, hak temelli bir perspektiften çok, biyopolitik bir disiplin anlayışına yaslandı.
LGBTİ hak savunucularına yönelen yargı tacizi, kamusal görünürlüğün nasıl bireysel cezalandırmaya dönüştüğünü açık biçimde ortaya koydu.
Müzisyen Mabel Matiz’in “Perperişan” adlı şarkısı hakkında açılan soruşturmada savcılık, “müstehcenlik” suçlamasıyla iddianame hazırladı ve Matiz hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası talep edildi. Ünlü müzisyen, 22 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde savcılığa ifade verdi, yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.
Türkiye’nin ilk LGBTİ haber platformu olan KaosGL.org, 2024’te Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından “güvenli aile profilleri” kapsamında kara listeye alınmasının ardından, bu yıl da İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Türkiye’den tamamen erişime engellendi. Kararın ardından yalnızca site değil, KaosGL.org’un sosyal medya hesapları da kapatıldı, derneğin yeni açtığı X hesabı da kısa süre içinde engellendi.
İzmir’de faaliyet gösteren Genç LGBTİ Derneği ise sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından “müstehcenlik” iddiasıyla kapatıldı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor, bu karara ilişkin yaptığı açıklamada, bunun son 25 yılda bir LGBTİ hakları örgütü hakkında verilen ilk kapatma kararı olmasının son derece kaygı verici olduğunu vurgulayarak, Türkiye’deki yetkilileri derneğin barışçıl insan hakları faaliyetlerini sürdürmesine izin vermeye çağırdı.
Yıllardır yasaklanan Onur Yürüyüşleri, 2025’te de polis müdahaleleri ve davalarla bastırılmaya devam ederken; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğü fiilen suç gibi muamele gördü.
Medya ve kültürel alan da bu baskıdan payını aldı. Görsel-işitsel içeriklerde LGBTİ temsiline yönelik artan sansür, yalnızca görünürlüğü değil, anlatı kurma hakkını da hedef aldı. LGBTİ ’ların kendilerini nasıl anlattıkları, hangi hikâyelerle kamusal alanda var oldukları meselesi doğrudan siyasal bir müdahale haline geldi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), televizyon kanalları ve dijital platformlara “müstehcenlik” ve “genel ahlâka aykırılık” gerekçeleriyle uyguladığı yaptırımlar, kültürel sansürün iyiden iyiye kurumsallaştığını gösterdi.
Öte yandan Türkiyeli LGBTİ ’lar, bu yıl en önemli siyasal müttefiklerinden birini de kaybetti. Sırrı Süreyya Önder’e kalabalık bir şekilde veda eden LGBTİ ’ların cenazeye çelenk göndermesi dahi tartışma konusu yapılırken, günün sonunda Trans Onur Haftası ve İstanbul Onur Haftası çelenkleri İçişleri Bakanlığı’nın........
