menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kasım Taşdoğan: Umut etmek, sadece direnme yolu değil; bir anlam dünyası inşası

15 0
21.02.2026

Kasım Taşdoğan’ı ilk kez bir Cegerxwîn şiiri olan “Nav Şêrîna Min” ile, YouTube’da karşıma çıkan bir video aracılığıyla tanıdım. Şarkıyı, akustik gitarıyla, sade bir mekânda-sonradan kendi kafesi olduğunu öğrendiğim o yerde- oldukça güçlü bir yorumla seslendiriyordu.

Daha sonra 2021’de yayımlanmış olmasına rağmen benim karşıma daha geç çıkan “Rê” ile karşılaştım. Turgut Uyar’ın “Yokuş Yola” şiirinin Kürtçe tercümesi olan bu parçada dil farklı bir ağırlık kazanıyor ve Türkçede yaratamadığı bir duygulanım yaratıyordu bir bakıma.

Kasım Taşdoğan’ın müziği, bir varoluş ısrarının ve müziğin yoldaşlık kurma kapasitesinin ifadesi olarak okunabilir; tam da bu nedenle, müziği sanatsal bir üretimin ötesine geçerek mücadeledeki kararlılığın ve umutlanmanın sesi haline geliyor. Şarkıları nedeniyle yargılanması ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla “cezalandırılması” müziğindeki politik tavrın nasıl algılandığını da ortaya koyuyor.

Rojava’ya yönelik saldırıların ardından, mücadeledeki ısrarı diri tutan parçaların yeniden dolaşıma girmesi, müziğin Kürt mücadelesinde yalnızca bir ifade aracı değil; aynı zamanda örgütleyici ve kolektif hafızayı canlı tutan bir güç olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu süreçte Taşdoğan’ın şarkıları da sıkça paylaşıldı. Buradan hareketle, bu söyleşi Kürt müziğinin güncel politik gelişmelerle kurduğu ilişkiyi, daralan kültürel alanların müziğe etkisini, üretim ve konumlanma biçimlerini Kasım Taşdoğan’la birlikte yeniden düşünmeyi amaçlıyor.

Kürt müziği, Kürtçe müzik, dilin yasaklandığı ve kamusal alandan silinmeye çalışıldığı dönemlerde aynı zamanda bir hafıza, örgütlenme ve direnme biçimi oldu. Bu tarihsel arka planı düşündüğümüzde, sizce müzikte “politik” olan şey nerede başlar? Söyleyen öznenin konumunda mı, sözün kendisinde mi, yoksa müziğin dünyayla kurduğu ilişkide mi ortaya çıkar?

Bildiğim kadarıyla müziğin bir çıkış tarihi yok. Yani insanlık ile aynı tarihe sahip diye biliyoruz. Dil gelişimiyle paralel olarak, sevinç, yas gibi duygu durumlarını nağme ve nidalarla, daha sonra da vurmalı ve üflemeli enstrümanlar ile daha vurucu hale getiren ifade biçimidir, diyebiliriz. Daha sonra da ‘sanat’ olarak tanımlanmış. Bu perspektifle baktığımızda, ben ‘Kürtçe müzik’ kavramını kısıtlı buluyorum. Her halkın olduğu gibi, Kürtlerin de müziği vardır ve ona ‘Kürt müziği’ demeyi tercih ediyorum. Ancak müzik türleri için ‘Kürtçe’ kavramı kullanılabilir. ‘Kürtçe rap, rock, R&B’ gibi. Bu tanım üzerinden gidersek, müziğin folklorik bir tanımı aşarak politikleşmesi için, anlatıcısı olduğu topluluğa dair ya bir tehdit durumunun olması, ya da tersinden, kendisinin başka bir topluluğun kültürel varlığına tehdit oluşturması gerekiyor. Dolayısıyla başka diller için kullandığınız ‘ İngiliz politik müziği, Alman devrim müziği, Türk devrim şarkıları’ gibi kavramları Kürtlere uyarlama şerefine nail olamadık henüz! Çünkü Kürtlere dair hukuksal meşruiyet binlerce yıldan bu yana sağlanamamış ve dolayısıyla bütün kültürel imalatını o meşruiyete olan özlemle yapmış. Bu da onu neredeyse tamamıyla politik yapıyor, içeriğinden bağımsız olarak. Yani sorunuzda belirttiğiniz dilin yasaklılığı, kamusal alandan yoksunluğu, günümüzde de süregiden bir durum olduğu için, söyleyenin konumu veya söylenenin muhtevası ne olursa olsun Kürtlerin talebi olmaksızın, politik bir çıktı olarak giriyor hayatımıza.

Son yıllarda yaşanan baskı ve çatışma dönemlerinde birçok şarkının yeniden dolaşıma girdiğini görüyoruz; sizin bazı parçalarınız da özellikle bu tür dönemlerde kolektif duygulanımlarda öne çıkabiliyor. Bu durum size ne düşündürüyor? Kürt müziği ile “hakikat” arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Çok uzun yıllar ve halen Kürtlük ya kurgu gibi anlatıldı ya da en iyi ihtimalle kendilerine hükmeden ve tahakküm kuran egemen ulus ve devletlerin kültürlerini, kendi aralarında kullandıkları dile çevirirse daha kolay ihraç edileceği ve uyum sağlanacağı varsayılarak, düşünce ve anlam dünyasından kopuk, egemenin verdiği repliği ezberlemenin analitik bir metodu niyetine, müsamaha gösterildi Kürtçeye. Buna ister İslamiyet sonrası Kürtçe Mevlid üzerinden bakalım, ister şu anki TRT6 üzerinden bakalım. Bu, Kürtlüğü bir kültür veya ulus olarak tanımak yerine, egemenin fikrinin daha kolay yayılmasının bir yöntemi olarak dönem dönem devreye sokuluyor. Örneğin 15 yıl önce Türkiye’nin en milliyetçi TV kanallarında Grup Yorum ‘Herne Pêş’ gibi marşları söyleyebiliyorken, son 10 yıldır Türkiye’de Grup Yorum Türkçe şarkı bile söyleyemiyor. Fakat hakim ideolojinin yayılmasına zeval getirmeyecek oranda bir Kürtçeye izin veriliyor. İlk soruda belirttiğim Kürtçe müziğin hep politik olduğu fikri, günümüzde Kürt nüfusunun bu denli artıp yaygınlaşması neticesinde, Kürtçe, mecburen kabul edilse de sadece egemen kültürün tercüme edileceği bir araç olarak kabul görüyor. 10 yıldan fazla bir süredir hem iktidar yürütücülerinin, hem de ikna ve motive edebildiği oranda bir ‘steril’ Kürt kitlesinin yetinme çıtasının indirildiği yerdi, bir şeyin sadece dilinin Kürtçe olması. Fakat Kürtlüğün tarihsel nirengi noktası ve özellikle de asimilasyonun pik yaptığı son 50 yılda, birçok disiplin gibi müzik de politik bir inşa olarak vardı. Son zamanlarda politik olana özlem de buradan geliyor. Yani Kürtlüğün kültürsüz bir simülasyon olduğu, deyim yerindeyse Kürtçenin de ‘Esperanto’ gibi bir şey olduğu hakim anlayışa karşı, bir ‘özüne kavuşma’ özlemi olarak teveccüh gördü. Ben epey bir süredir konserlerimde “umarım bir gün gelir, saçma sapan şarkılar söyleriz” diyorum. Bunu şu anlamda söylüyorum; varoluş sorunlarımız çözülür ve biz de şarkıların muhtevasını bundan azad ederiz. Ancak henüz ne o varoluş sorunları çözülmüş, ne de biz hazırız öylesi şarkılar söylemeye. Sırf bu motivasyonla geçen yıl ağırlıklı olarak Reggae bir şarkı yaptık ama şarkı tutulmadı. Çünkü Reggae hüzün değil mutlulukla ilgili bir tür.

Dengbêj geleneği, şiir ve politik hafıza

Dengbêj geleneği son yıllarda çeşitli müzikal formlar içinde de yeniden üretiliyor. Bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Geleneğin yeni formlarla yeniden kurulması politik hafızaya, örgütlenmeye halel getirir mi yoksa müziğin direnişe çağıran ve örgütleyici gücünü başka bir biçimde sürdürmesine mi imkân tanır?

Bahsettiğim gibi Kürt müziğinin mecburi politikliği, her ne kadar kurucu ve ileriye taşıyıcı olsa da, geleneksel olanın zenginleştirilmesi ve kalıcılaştırılması çok kıymetlidir. Kürt kültürünün yazılıdan ziyade sesli arşivinin daha kadim olması, arşivlenme becerilerinin ve imkanlarının azlığı, tarihsel olarak Kürt kültürünü zorda bırakan bir durumdur. Bu anlamıyla yeniden yorumlanmaları aynı zamanda ona yeniden bir arşiv imkanı da sunuyor. Öte yandan bu alanın kolay kullanıma açık olması da ona rağbeti arttırıyor tabii. Müzik besteciliği ile yorumculuğu ayrı alanlar fakat ikisi de müzisyenliktir ve kendi içinde anlamlıdır. Bu doğrultuda bir........

© Bianet