menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Judith Butler ile söyleşi: İran, yas, direniş ve korkunun ötesinde bir gelecek için verilen mücadele üzerine

7 0
01.08.2026

Aralık 2025'te, İran'daki protestolar devam ederken yapılan bu söyleşi, ilk olarak Mayıs ayında, İran merkezli Neemaad sitesinde Farsça olarak yayımlandı.

Dünyanın en etkili çağdaş düşünürlerinden Judith Butler ile süreklilik kazanan şiddet koşullarında yas, hayatta kalma ve kolektif yaşam üzerine konuştuk. Butler, kırılganlık, toplanma hakkı ve politik yas üzerine geliştirdiği düşünceler ışığında, insanların baskı, ekonomik yoksunluk ve savaş tehdidi altında birbirlerini nasıl ayakta tuttuklarını, dayanışmayı nasıl kurduklarını ve ortak bir geleceğin imkânını nasıl sürdürdüklerini mülahaza ediyor.

Savaşa karşı çıkmanın uluslararası bir sorumluluk olduğunu savunan Butler, emperyal genişlemenin özgürlük getirmek yerine sömürüyü derinleştireceği ve yeni bir yoksun emekçi sınıfı yaratacağı uyarısında bulunuyor.

İran’da son yıllarda hayatını kaybedenlerin çoğu, yaşamları daha yeni yeni şekillenmeye başlamış gençlerdi. Bazı anlarda ölüm, tekil bir şok olarak değil, bir olaydan ziyade süreğen bir durum olarak tezahür etti. Kaybedilenin sadece tekil olarak hayatlar değil, bütün bir gelecek olduğu ve kederin kendisinin de tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bu tür bağlamlarda yas tutmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savaş durumlarında olduğu kadar, halka karşı devam eden devlet şiddetinde de kayıp manzarası geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğe dair algıyı tamamen kaplar. Halihazırda hayatını kaybetmiş olanlar yas tutulmayı hak eder, ancak yas tutmak için harcanan zaman içinde yeni kayıplar yaşanır. Böylece kişi hem yas tutarken hem de yeni bir kaybın acısını çekiyor; bu da yas tutmak için uygun bir zamanın olmadığı anlamına gelir. Belki de yas, yaşamla aynı kapsama sahip hale gelir. Üstelik öldürme ve sakatlama durmadığı için kişi gelecekte yeni kayıpları da öngörür. Böylece kişi, sevdiği ve kaybettiği kişiler için yas tutmaya çalışır, ancak yeni bir şiddete maruz kalır ve hazır bir öfke ve kederle gelecek kayıpları öngörür. Yas tutmanın kolektif bir faaliyet olduğunu ve kolektiflerin bu tür bir araya gelmeler yoluyla birbirlerini yenileyebileceğini hatırlamak önemlidir. Bir araya gelmek bir eşitlik biçimidir, ama aynı zamanda kaybı onurlandırmanın ve birbirini yüreklendirmenin bir yoludur; ya da öyle olmalıdır!

Çeşitli çalışmalarınızda, siyasi yaşamın yalnızca talepler ya da programlar yoluyla değil, genellikle kırılganlık, kayıp ya da keder anlarında bir araya gelen bedenler aracılığıyla ortaya çıktığını savunuyorsunuz. İran gibi topluca bir araya gelmenin tehlikeli olduğu ve siyasi örgütlenmenin mütekerrir olarak engellendiği bağlamlarda, ortak yas tutma, dışlama, intikam ya da yeni şiddet biçimlerine dönüşmeden nasıl siyasi bir “biz” duygusu yaratabilir?

İran’da, emperyalist müdahalelerden ve monarşik nostaljiden arınmış yeni bir ekonomi, yeni bir demokrasi için mücadele ediyorsunuz. Halkın, kendi siyasi geleceğini tam olarak........

© Bianet