menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nixon Çin’e gider: Barış sürecinde Kürt stratejisi - 3

15 0
20.07.2026

İlk iki yazıda özetle sürecin ilerlediğini ama stratejinin de beklediğini ifade etmeye çalıştım. İki yazıda da “yönü kaybetmeden yolu değiştirmenin” olanaklarını anlamak üzerinden düşünerek ifade ettim. Bu yazıda paralel şekilde, yeni bir katman olarak da okunabilir, devam eden sürecin fırsatları-faydaları ile durumun ulusal-bölgesel-küresel dinamiklerine bakmak istiyorum.

Şüphesiz, bugün önümüzde duran tabloyu salt bir “bahar havası” ya da geçici bir iyimserlik olarak okursak yanılırız. Şu an “Türkiye’deki Demokratik Toplum ve Barış Sürecinin Fırsatları” dediğimiz o pencere, tamamen yapısal, ete kemiğe bürünen çok somut bir gerçeklik. Neden mi? Çünkü bu defa masayı kuranlar doğrudan devletin kurucu, milliyetçi çekirdeği. Bunu küçük görmemek gerekiyor. Çağrıyı bizzat Bahçeli yapıyor, talimatı Erdoğan veriyor. Siyasette ünlü bir “Nixon Çin’e gider” kuralı vardır; işte tam o anı yaşıyoruz. (Nixon meselesi; katı ideolojik duruşuyla bilinen sağcı, muhafazakâr veya şahin bir liderin, tabanından ve partisinden gelebilecek yoğun siyasi tepkileri göğüsleyerek ideolojisine ters düşen ancak ulusal çıkarlar için gerekli olan reform veya dış politika adımlarını atabilmesini ifade eden bir siyaset bilimi ve diplomasi kuralıdır.)Milliyetçi bloğun bizzat açtığı bu kapıyı, dışarıdan başka bir milliyetçi muhalefet dalgasıyla kapatmak şu an zor (imkânsız değil tabii). 2013-2015 dönemindeki gibi “Bunu tanımıyoruz” diyerek kenara çekilebilecekleri bir lüksleri yok, çünkü maliyeti artık çok ağır.

Kirpi mi olmalı Tilki mi? Barış sürecinde Kürt stratejisi-1

Silahlı stratejinin bittiğine dair çok net bir irade var ve PKK kendini feshederek o sembolik adımları, geri dönülmez bir şekilde attı. Bu adımları “stratejik” olarak attığını söyledi. Yıllardır devletin masaya sürdüğü o meşhur “Önce silahlar sussun” argümanı, meseleyi bir “terör” parantezinde tutma konforu artık yok. Cumhurbaşkanlığı bile Temmuz 2026’da “Geri dönülmez eşik aşıldı,” diyerek bunu açıkça işaret etti. İşin bir diğer iyi yanı, konu Meclis’in tam kalbine, dört partinin gözü önünde duran 4 bin sayfalık bir tutanakla bir “siyaset dosyası” olarak yerleşti. CHP’nin de sürece negatif durmaması, Meclis çatısı altındaki yasal zemini sonuna kadar açık tutuyor. Yeter ki bu raporlar tozlu raflarda kalmasın, yasaya dönüşsün. (Önemle vurgulamak gerek, yapısal anlamda ilerleyen süreçlerin böyle devam edeceğinin elbette garantisi yoktur. Tek tılsımda büyü bozulabilir, nitekim bu süreç de birçok ağır testten geçti)

Peki neden şimdi? Sadece vicdana mı gelindi? Elbette hayır. Etraf ateş çemberi. İran’daki savaş, enerji şokları, yeni düzen arayışları, yeni Ortadoğu ve NATO’nun Ankara Zirvesi sonrası biçilen yeni roller devlete şunu çok net öğretti: “İçeride çatışma varken dışarıda ayakta kalamazsın”. Erdoğan’ın zirve çıkışında, terör yüzünden Avrupa’nın “barış hasılatından” mahrum kaldığımızı söyleyerek barışı milli çıkar meselesi olarak formüle etmesi ilginçti. Diğer yanda cebimizi yakan o ağır ekonomik kriz, barışın getireceği yatırımı, bölgeye dönüşü ve sınır ticaretini lüks değil, mecburi bir rasyonel seçenek kılıyor. Başından beri iktidar sürecin bu yönünü ifade etmekle yetindi,........

© Bianet