menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimse acısını ve hafızasını kapıda bırakmasın

35 0
12.10.2026

Birlikte yaşamanın yeni koşullarını ararken, geçmişte yaşananların hangi kamusal karşılığı olacağını da konuşmak zorundayız. Çok açıktır ki; barışın hatırlamaya izin veren, hakikati aramayı suç olmaktan çıkaran bir hayata ihtiyacı var.

Kürt hafızasında köy boşaltmalarının, gözaltında kayıpların ve yasakların tuttuğu yer ile Türk toplumunun önemli bir kesiminde asker cenazelerinin tuttuğu yer birbirinden farklı. Aynı yıllar, farklı evlerde bambaşka hikâyelerle anlatıldı.

Üstelik insanlar çoğu zaman ötekinin yaşadığını hiç duymadı; duyduğunda da kendi bildiğini tehdit eden bir anlatı saydı. Uzağa gitmeden, kendimden örnek vereyim, okulda öğrendiklerimle evde dinlediğim ve tanık olduğum realite arasındaki uçurum, büyüdüğümde siyasal güvensizliğin ana kaynaklarından biri haline geldi. “Hepimiz acı çektik” cümlesi, konuşmayı açtığı kadar kapatabilir de. Devlet şiddetinin sorumluluğunu, inkârın sonuçlarını ve devam eden adaletsizliği belirsiz bir ortak acının içinde eritirseniz, uzlaşma adına yeni bir haksızlık üretirsiniz.

Çocuğunu asker olarak kaybetmiş bir annenin yasını tanımak, gözaltında kaybedilen oğlunun akıbetini arayan annenin adalet talebini eksiltmez. Ancak iki olayın nedenleri ve sorumluları aynıymış gibi davranılamaz. Birbirinin acısını duyabilmek için herkesin aynı tarih yorumunu benimsemesi gerekmiyor.

Buradan, barışı oluşturmaya çalıştığımız bir dönemde, önümüze somut bir görev çıkıyor. Bu da; hakikat çalışmalarının bağımsızlığını savunmak, arşivlerin açılmasını ve kayıpların akıbetinin araştırılmasını istemektir…

Mağdur örgütlerinin kendi sözünü söyleyebildiği, sanatçıların geçmişi serbestçe anlatabildiği bir alanı korumak. Kimin acısının anlatılmaya değer........

© Bianet