Barıştan da NATOculardan da…
Bu satırları okumaya başladığınız andan itibaren yarın aynı saate kadar, bir başka ifadeyle 24 saat/bir gün içinde, dünyada savaşlar ve silahlı çatışmalar nedeniyle tahminen bine yakın insan yaşamını kaybedecek-öldürülecek, en az 2 bin 500 yüz kişi sakat kalacak ve 22 bine yakın sayıda kişi ise zorla yerinden edilecek, evinden, barkından göçecek. Uzun zamandan beri, bunların yaşanmaması için savaşlara, silahlı çatışmalara karşı olmak ve/veya barış talep etmek tek başına yeterli olamıyor. Öyle ki resmen soykırıma uğradığı kabul edilen bir halkın üyeleri tarafından kurulmuş devlet, günümüzde bölgenin kadim halklarına karşı bütün dünyanın gözü önünde 2023 yılından beri soykırım gerçekleştiriyor. O nedenle, günümüz koşullarında savaşları, silahlı çatışmaları sonlandırabilmek için söz söylemek ve taraf olmak yetmiyor. Barış için fiilen mücadele etmek de gerekiyor.
Yoksulluk da silah pazarı da her yıl büyüyor
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (Stockholm International Peace Research Institute-SIPRI) Nisan 2026 tarihinde açıkladığı veriler, 2025 yılında dünyada askeri harcamaların bir önceki yıla göre yüzde 2,9 artarak, silah pazarının 2 trilyon 887 milyar ABD dolarına ulaştığını gözler önüne serdi. Bu verilere göre, dünyada askeri harcamalar 11 yıldır ara vermeden yükseliyor. Son 10 yılda dünya genelinde toplam askeri harcamalar yüzde 40’tan daha fazla arttı ve dünya gayri safi yurt içi gelirinin (GSYİG) yüzde 2,5’ine ulaştı. Türkiye ise 2025 yılında askeri harcamalarını bir önceki yıla kıyasla yüzde 7,2 artırarak, 30 milyar ABD dolarına çıkardı. Ve askeri harcamaların GSYİG içindeki payı yüzde 1,9 oldu. Bu harcamalar, 2015 yılından 2025 yılı sonuna kadar yüzde 94 arttı. SIPRI raporunda Türkiye’nin askeri harcamalarının büyük bölümünü Irak, Suriye ve Somali’deki operasyonlar ile yerli silah sanayiine yapılan yatırımların oluşturduğu belirtiliyor. Kapitalizmin günümüz koşullarında düzenli kâr maksimizasyonu ya da sermaye birimi sağlayabildiği neredeyse biricik alan silah sanayi haline geldi. Ülkeler ve sınıflar arasında tarihin en derin düzeyine ulaşan eşitsizlikler, dünya nüfusunun en az yüzde 80’inin yıllar içinde reel gelirinin azalarak, yoksullaşmasına ve tüketim alanında da zorunlu gereksinimlerin karşılanmasına sıkıştırdı. Böylesi bir durumda üretimi kullanım değeri (insan ve insanın gereksinimi) için planlayamayan, yapamayan sermaye sahiplerinin çok az sayıda “insanı” ikna ederek gerçekleştirdikleri silah satışları öne çıkıyor. Bu da her geçen gün yeni silahlı çatışma ve savaş anlamına geliyor. Çünkü, silah üretiminin artan kapasitede devam edebilmesi buna bağlı. İlk çeyreğini tamamladığımız 21. yüzyıl işçi sınıfının, halkların sonuç alıcı müdahalesi olamazsa silahların gölgesinde kan ve gözyaşıyla devam edecek görünüyor. Böylesi bir dünyada bitirilecek, sonlandırılabilecek her düzeydeki savaş ve/veya silahlı çatışma ile bunun gerçekleşmesi yönündeki girişimler özel bir önem kazanıyor.
Türkiye’de barış süreci
Türkiye’de Şubat 2025 tarihinde başlayan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, iktidarın değimiyle “Terörsüz Türkiye Süreci” ile birlikte “barış” üzerine çok konuşuluyor. Süreci farklı nedenlerle de olsa desteklemeyenlerin söyleminin ilk cümlesi ise benzer: “Barışa karşı değiliz”. Bu ilk cümlenin ardından gerekçe ikiye ayrılıyor. Birincisi, kendini daha çok sosyal demokrat, bazen de sosyalist, solcu olarak tanımlayanlar: “AKP ile MHP ile barış olmaz, partili cumhurbaşkanının yeniden seçilmesi için pazarlık yapılıyor” derken, ikincisi, kendilerini milliyetçi ve ulusalcı olarak tanımlayan neonazi, faşist bir kesim ise “Terörist başıyla barış olmaz”........
