menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ulysses: Eve dönmek de bir yolculuktur

48 0
saturday

Her edebiyatseverin bir gün okuma hayali kurduğu ama çoğumuzun gözünü korkutan Ulysses’i şimdi okumayacaksak ne zaman okuyacağız?

Christopher Nolan’ın The Odyssey filmiyle birlikte binlerce yıllık bir kahraman yeniden hayatımızın ortasına düşmüşken, kahramanın yolculuğunun her aşamasını öğrenmişken Bloom ile olan maceramızı tamamlamayı deneyebiliriz.

Ulysses’i okumanın tam da zamanı derken, The Odyssey’i sinemaya uyarlayan Nolan’dan ilham aldığımı söylemeliyim. Çünkü Nolan da Ulysses’i ancak filmi çekerken bitirebilmiş. Nolan, The Irish Times’a verdiği röportajda Joyce’un romanını tam 33 yıldır okumaya çalıştığını anlatıyor. Çekimler başladığında oğlu ona “Odyssey’in filmini yaparken de bitirmeyeceksen, ne zaman bitireceksin?” diye sorunca, kitabı yeniden okumaya başlıyor. Her hafta sonu bir bölüm şeklinde ilerleyen Nolan, romanı ancak filmin post-prodüksiyon aşamasında tamamlıyor. Ve 33 yıllık mücadelenin ardından şu hükme varıyor: “Muazzam bir eser.”

Jung ancak tersten okuyarak bitirmiş!

Nolan gibi üniversitede edebiyat okumuş birinin bile bir kitabı bitirmek için 33 yıla ihtiyaç duyması, Ulysses’ten ürken okur için bir teselli olabilir.

Zira zorlanan tek kişi o değil. Carl Gustav Jung da Ulysses üzerine kaleme aldığı “Ulysses: A Monologue” başlıklı yazısında ilk okuma deneyimini bir komedi gibi anlatır.

135’inci sayfaya kadar gelir; bu sırada iki kez uyuyakalır. Kitaba hakkını verebilmek için birkaç “kahramanca çaba” daha gösterir ve en sonunda radikal bir çözüm bulur. Kitabı tersten okumaya başlar!

Jung’un çıkardığı sonuç oldukça eğlenceli. Özekle diyor ki; bu romanın alıştığımız anlamda belirgin bir önü, arkası, tepesi ya da dibi yoktur; tersten okumak da baştan sona okumak kadar işe yarar.

Benim okuma ya da okuyamama maceram da tek başına bir öykü konusu olabilir, bu nedenle anlatma hakkımı saklı tutuyorum.

Dublin’de 700-800 sayfalık bir gün 

Şimdi diyeceksiniz ki, madem bu kadar meşakkatli bir iş, bunca zahmete neden katlanalım?

Çünkü… Çünkü bir edebiyatseverseniz, öyle ya da böyle bir gün bu romanı okumalısınız, en azından denemelisiniz.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki Ulysses sadece bir roman değil; insan zihninin ve dilinin ulaşabildiği en yüksek estetik zirvelerden biri. Hatta Dublin’i gezdiren rehberlerin deyimiyle “Ulysses edebiyatın Sistine Şapeli!”

Övgülere ara verip anlatmaya kitabın adından başlayalım. Öncelikle Ulysses ve Odysseus aynı mitolojik kahraman. Odysseus kahramanın Yunanca adı; Ulysses ise Latin geleneğinden İngilizceye geçen biçimi. Dolayısıyla James Joyce romanına Ulysses adını verdiği anda Homeros’la kurduğu bağı daha kapağında ilan etmiş.

Fakat kitabı açtığımızda ne Odysseus’u buluruz ne İthaka’yı ne de Ege ile Akdeniz arasında dolaşan gemileri. Karşımızda Dublin vardır. Tarih 16 Haziran 1904’tür. Ve kahramanımız Leopold Bloom’dur.

Yedi yılda yazılan bir gün

Dublin demişken yazardan kısacık da olsa söz etmek lazım. Joyce 1882’de Dublin’de doğdu. Katolik eğitimi aldı, University College Dublin’de öğrenim gördü; genç yaşından itibaren İrlanda, din, milliyetçilik, aile ve sanatla sorunlu bir ilişki kurdu. 1904 yazar için önemli bi yıl.

Eşi Nora Barnacle’la ilk tanışması 16 Haziran 1904’te gerçekleşti. Joyce yıllar sonra Ulysses’in bütün olaylarını tam da bu tarihe yerleştirdi.

Aynı yılın ekim ayında Joyce ile Nora, İrlanda’dan ayrılmak durumunda kaldı. Önce Pola, ardından Trieste, Zürih ve Paris... İrlanda’ya son ziyareti 1912’deydi ve bir daha dönmedi. Bugün artık 16 Haziran “Bloomsday” olarak kutlansa da, okurlar Dublin’de dönem kıyafetleriyle Bloom ve Stephen’ın izlediği güzergâhları yürüse de Joyce’un ölüsü bile Dublin’e dönemedi. Zamanın muhafazakar hükümeti ve klisesi yazarın cenazesinin ülkeye getirilmesini reddettiği için 58 yaşında ölen Joyce, Zürih’teki Fluntern Mezarlığına gömüldü.

Hayatının son döneminde resmi olarak da yurtsuz kalan Joyce’un, Ulysses’in sonuna düştüğü yer ve tarih kaydı tüm bunları daha da anlamlı kılıyor.

Trieste-Zürih-Paris, 1914-1921. 

Evet, bir Dublin gününü anlatan Ulyses, üç Avrupa kentinde, yedi yılda yazıldı.

Ancak burada olağanüstü bir paradoks olduğunu da belirtmeliyim. Joyce’un yurtsuzluğunun en etkileyici yanı........

© Bianet