menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden kimse "kimin malını kime satıyorsun?" diye sormaz

27 48
19.02.2026

Boğaziçi Köprüsü 53 yıl kadar önce açıldığında, İstanbul'un iki yakasını hatta Asya ile Avrupa'yı birleştirmesinin dışında hayatımızda derin izler bırakan bir özelliğe sahipti. Y ve Z kuşağı hatırlamaz elbette ama eskiden köprü geçişlerinde gişeler vardı. Hatta gişe memurları iş yavaşlatma eylemi yaptığında uzun kuyruklar oluşur, bu nedenle haklarını almaları çok kısa sürerdi. Sonra KGS, HGS, OGS girdi hayatımıza. Mesaiye gidiş ve eve dönüş saatlerinde ise neredeyse İstanbul'un her tarafında hissedilen “köprü trafiği” şehrin parçası oldu. Bir de her dönem karşımıza çıkarılan köprü satışı meselesi gündemimiz oldu.

29 Ekim 1973 tarihinde Boğaziçi Köprüsü açıldığında ücretli olduğu, ancak kendisini amorti ettiğinde ücretsiz olacağı vaat edilmişti. Köprü kendini amorti ettiğinde bu kez ikinci köprü, yani Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne finansman sağlamak için “bir süre daha” ücretli olacağı açıklandı. Her iki köprü de adeta para basıyordu. Ücretsiz olmadığı gibi zamlar arka arkaya gelmeye başladı.

Boğaziçi Köprüsü’nün yapımından 10 yıl sonra, yani 1983 yılında, 12 Eylül sonrası ilk seçimlerde liderler ekrandaydı. Türkiye yeniden “sivilleşme” sürecindeydi. Ziverbey Köşkü işkencecisi, “Makata cop sokmaya ne gerek var? Öyle bir şey yapılacak olsa aslan gibi delikanlılarımız var” diyen asker eskisi Turgut Sunalp; sol bir parti liderliği için MGK’dan “olur” alabilen 12 Eylül darbesi Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp ve işçi düşmanı MESS’in (Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası)........

© Bianet