menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toprağın altındaki soru: Üç film, bir yağma

40 0
20.03.2026

Bir Bolivyalı çocuğun yüzü, yer altında toz ve sıcakta. Bir Banjimalı Yerlinin elleri: toprak, anayurt, zehir. Bir Kongolu madencinin sesi: "Herkesin cebinde bir parça Kongo var." Bu üç imge, Cenevre'de düzenlenen 24. İnsan Hakları Film Festivali'nden (FIFDH) geliyor ve tek bir şey söylüyor: Modern dünyanın zenginliği, görünmez insanların toprağının ve geleceğinin üzerine inşa edilmiştir.

Silver (Natalia Koniarz), Yurlu | Country (Yaara Bou Melhem) ve Le Sang et la Boue (Jean-Gabriel Leynaud) farklı kıtalarda başlayan hikâyeler anlatıyor; ama festivalde yan yana izlendiğinde ortak bir anatomi çiziyor: Maden nasıl çıkarılır, kimler zarar görür, kim zenginleşir ve bu döngü neden durmuyor?

Potosí'nin Cerro Rico gümüş madeni 1545'ten beri çalışıyor; beş yüz yıldır önce İspanyol sömürgesine, sonra Bolivya devletine, şimdi küresel teknoloji ekonomisine gümüş sağlıyor. Silver'da 12 yaşındaki Juvi'nin gözünden izlediğimiz bu madende işçilerin ortalama ömrü 40 yıl. Yönetmen Koniarz, yeraltının klostrofobisini uzun planlarla aktarıyor; toz, ışık ve ölüm birbirinden ayırt edilmez hale gelene kadar kamerayı tutuyor. Bazen yer altını neredeyse romantize edecek kadar.

7 Mart, Silver, Film sonrası soru-cevap,

(Soldan Sağa; Stanislaw Cuske (Photography) Natalia Koniarz (Director), Sunucu, Yael Bitton ( Editor) )

Yurlu | Country'nin anlattığı Wittenoom asbest madeni 1966'da kapandı, ama yıkım o günden beri sürüyor. Banjima Yerlileri, atasal topraklarına bırakılan üç milyon ton asbest atığıyla yaşamak zorunda kalıyor. Filmin çekimleri sırasında mezotelyoma tanısı alan Maitland Parker, 2024'te hayatını kaybetti. Film onun rızasıyla ve son dileğiyle yapıldı: "Bu hastalığın benimle bitmesini istiyorum." Yönetmen Bou Melhem, belgesel yapımcılığının sömürgeci bakışını tekrarlamamaya çabaladığını söylüyor.

Maitland’ın hikayesi şu soruyu aklına getiriyor: Çocukluğunuzun geçtiği, anılarınız olduğu bir mekana gidememek nasıl olurdu?

Le Sang et la Boue ise savaşın ve madenciliğin eş zamanlı döngüsünü Güney Kivu'dan aktarıyor. Madenci Ujumbe'nin cümlesi filmin en yoğun anında duyuluyor: "Herkesin cebinde bir parça Kongo var." Koltanın işlendiği tantalum akıllı telefonlarda, uzay mekiklerinde, tıbbi cihazlarda kullanılıyor; M23 ve Ruanda kuvvetlerinin kontrolündeki madenlerden çıkan hammadde temiz etiketle Batı pazarlarına ulaşıyor. Film bunu bir tez olarak değil, bir hayat olarak gösteriyor: Ujumbe eşiyle birlikte olmak için para biriktiriyor, ama o para madene akıyor, madeni kontrol eden çatışmaya akıyor.

Panelde bu bağlam genişledi. Siyaset bilimci Bob Kabamba'nın anlattığı çerçeve: "1980 ve 90'larda koltan keşfedilince mineraller çatışmanın kaynağı haline geldi. Fiyatı birkaç ayda 5 dolardan 100 dolara fırladı. Silahlı gruplar farklı tepeleri ve madenleri kontrol etmeye başladı; Kongo ordusu da buna dahil oldu." Filmden bir alıntı bu yapıyı özetliyor: Madenci tüccara geliyor, haksız fiyatı sorguluyor. Tüccar yanıtlıyor: "Haklısın, ama fiyatları biz koymuyoruz; Çin, alıcılar, Londra Borsası koyuyor." Neredeyse Kafka'vari bir sahne, sistemin hiçbir temel halkasının pazarlık gücü yok.

Görüntü yönetimi: Kamera nereye bakar?

Bu üç filmin sinematografik tercihleri farklı, ama hepsinde ortak bir etik soru var: Acıyı görselleştirmek, acıyı yeniden üretmeden nasıl mümkün olur?

Silver'da Ji.hlava jürisi filmden çıkarken "parmaklarında kiri ve dilinde mineral tozunu hissettiğini" yazdı. Görsel dil güçlü; 40 yıllık ortalama ömür bir istatistik değil, madene hapsolmuş 12 yaşında bir çocuk. Ama bu güç bir gerilim........

© Bianet