menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Serdar Soydan, Suat Derviş’i ve müstear isimlerin ardındaki hakikati anlattı

19 0
12.09.2026

Sahafların tozlu raflarından gazete arşivlerinin sabaha karşı ışıklarına uzanan bir takip bu. Bir yanda Osmanlı konaklarından çıkıp Beyoğlu’nun yoksul sokaklarına, sürgünlere, sansürlere ve takma isimlerin arkasına sığınmaya zorlanmış devasa bir kadın yazar: Suat Derviş.

Diğer yanda ise onun unutturulmak istenen hafızasını iğneyle kuyu kazar gibi bugüne taşıyan bir araştırmacı: Serdar Soydan.

Bazen bir sahaf tezgahında rastlanan tek bir kitap, bütün bir ömrün seyrini değiştirir. Serdar Soydan’ın Fosforlu Cevriye ile karşılaşması da öyle bir an işte. "Ben onu arayıp bulurken o da beni besledi" diyor Soydan. Kol kolaylar yıllardır. Ekran karşısında sabahlanan geceler, boyun tutulmaları, gazete sayfalarında iz sürülen "Filiz Hataylı" müstearları… Hepsi, bu memleketin edebiyat tarihinde yok sayılmaya çalışılmış bir kadının hakkını teslim etmek, onun sesini yeniden kamusal alana taşımak için.

İthaki Yayınları, Suat Derviş’in ölüm yıl dönümünde okuru yine heyecanlandıran üç kitaplık özel bir seçkiyle karşımızda: Sevdiği Bendim, Üç Papatyalı Kadın ve Bitmeyen Korku. Yıllarca gazete tefrikalarında sıkışıp kalmış, müstear isimlerin ardına gizlenmiş bu metinler; Derviş’in hem kadın ruh halini hem de suçun, korkunun ve yalnızlığın sınırlarını nasıl eşsiz bir dille işlediğini bir kez daha kanıtlıyor.

Dizinin editörü Serdar Soydan ile Suat Derviş’in hiç bitmeyen arşivi, takma isimlerle direndiği yazarlık serüveni ve hakikatin peşini bırakmayan edebiyatçılığı üzerine konuştuk.

“O beni hep beslerdi”

Suat Derviş edebiyatı sizin için kişisel anlamda ne ifade ediyor? Çalışmalarınızın tamamına yönelik sormak istedim, ona karşı edebiyat tarihimizdeki bir haksızlığı giderme çabası mı?

Evet, en temelde iki-üç kitabını okuyup sevdiğim bir yazarın, hak ettiği yerde olmadığını, görmezden gelindiğini düşünmüştüm. Bir araştırmacı olarak elimden geleni yapmak istedim. Yani araştırmak… Ona dair ne varsa toplamak ve sunmak. Böylece onu görünür kılmak. Ancak o da bu çabama karşılık verdi.

Derli toplu basılan bu külliyat sayesinde araştırmacı olarak adımı duyurdum. Suat Derviş ve eserleri sayesinde para kazandım, aferin aldım. Dahası Suat Derviş’in yazdıklarından ve yaşadıklarından güç aldım. Yani ben onu ve yazdıklarını arar, bulurken o da beni besledi.

Sizin edebiyat yolculuğunuz Derviş ile ilk ne zaman ve nasıl kesişti?

Kaldırıma kurulmuş bir sahaf tezgâhında, Fosforlu Cevriye’yi görmem ve almamla başladı. Okudum, büyülendim. Sonra Suat Derviş yaşarken kitaplaşan az sayıdaki eserinden bir diğeri olan Hiç’i aramaya başladım. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nden fotokopisini aldım, spirallettim. Onu da neredeyse başımı kaldırmadan, aynı hayranlıkla okudum. 2000 senesiydi yanılmıyorsam.

“Suat Derviş adını görünce çok mutlu oldum”

Yıllarca gazete ve dergi sayfalarında kalmış, müstear isimlerin arkasına gizlenmiş metinleri gün yüzüne çıkarmak adeta bir dedektiflik sabrı gerektiriyor. Suat Derviş arşivi içinde "Filiz Hataylı" izini sürerken nasıl bir metodoloji izlediniz, sizi en çok ne zorladı?

Sorunuzun sonundan başlayayım. İnsan sevdiği işi yaparken inanın zorlanmıyor. Zorlanıyor tabii; göz de, beyin de, kas da. Ama hissetmiyor. Kaç defa ekran karşısında sabahladım? Kaç defa boynum, sırtım, belim tutuldu acaba? Belki gençliktendir de… Bana mısın demedim. Üç-beş kültür-fizik hareketi, bir kas gevşetici… Kaldığım yerden devam ettim.

Filiz Hataylı adını ve bu takma adla yazılmış romanları nasıl bulduğuma gelecek olursak… Neriman Hikmet, Suat Derviş’in ölümünden sonra PTT’nin Güvercin dergisinde çıkan biyografik yazısında, Derviş’in çalıştığı, eser verdiği gazeteleri listelerken Cumhuriyet, Yarın, Tan, Son Posta, İkdam (eski), Yeni Sabah, Telgraf, Gece Postası, Her Gün ve Tercüman’ın isimlerini veriyordu. Bu gazetelerin hepsini taramıştım. Ancak Tercüman’da Suat Derviş ya da o güne kadar bilinen hiçbir takma adına rastlamamıştım.Bu yüzden Tercüman gazetesine dair aldığım notları açtım ve ismini ilk kez duyduğum yazarların, romanlarının en azından ilk on tefrikasını okuyup bir ipucu yakalamaya çalıştım. Ve 1966 yılına geldiğimde aradığım ipucunu buldum! 1966 yılında o güne kadar Tercüman yahut başka bir yayında görmediğim bir isim vardı.

Filiz Hataylı adını ve bu takma adla yazılmış romanları nasıl bulduğuma gelecek olursak… Neriman Hikmet, Suat Derviş’in ölümünden sonra PTT’nin Güvercin dergisinde çıkan biyografik yazısında, Derviş’in çalıştığı, eser verdiği gazeteleri listelerken Cumhuriyet, Yarın, Tan, Son Posta, İkdam (eski), Yeni Sabah, Telgraf, Gece Postası, Her Gün ve Tercüman’ın isimlerini veriyordu. Bu gazetelerin hepsini taramıştım. Ancak Tercüman’da Suat Derviş ya da o güne kadar bilinen hiçbir takma adına rastlamamıştım.

Bu yüzden Tercüman gazetesine dair aldığım notları açtım ve ismini ilk kez duyduğum yazarların, romanlarının en azından ilk on tefrikasını okuyup bir ipucu yakalamaya çalıştım. Ve 1966 yılına geldiğimde aradığım ipucunu buldum! 1966 yılında o güne kadar Tercüman yahut başka bir yayında görmediğim bir isim vardı.

Filiz Hataylı… Gazetede yayınlanan ilk tefrikası Üç Papatyalı Kadın’ı okurken tematik olarak dil olarak da eserin Suat Derviş’in olabileceğini........

© Bianet