menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’da konut krizi, müşterekler ve yerel demokrasi

2 0
latest

Günümüz insanlığının en temel meselelerinden biri konut sorunudur. Barınma hakkı, yalnızca bireyin güvenli bir yaşam alanına sahip olması anlamına gelmez, aynı zamanda çalışma, eğitim, sağlık, kültürel aidiyet ve toplumsal yaşamın sürdürülebilmesinin de ön koşuludur.

Buna rağmen, neoliberal ekonomi politikalarının etkisiyle konut giderek temel bir hak olmaktan çıkarılıp finansal bir yatırım aracına dönüştürülmektedir.

Bu yazıda Avrupa'dan, daha doğrusu son yıllarda yaşadığım Kuzey Bask deneyimimden, tanıklıklarımdan hareketle konut krizini ve bu krize karşı geliştirilen yerel mücadeleyi ele almaya çalışacağım.

Avrupa'nın hemen her ülkesinde benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çok küçük bir azınlık onlarca/yüzlerce konuta sahip olarak emlak piyasasından büyük kazançlar elde ederken, milyonlarca insan yaşanabilir bir eve ulaşabilmek için gelirlerinin önemli bir bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalıyor.

Konut hakkı giderek piyasanın belirlediği bir ayrıcalığa dönüşürken, özellikle gençler, öğrenciler, göçmenler, emekliler ve düşük gelirli çalışanlar büyük kentlerden, kendi yaşam alanlarından dışlanıyor.

Amsterdam, Paris, Berlin, Barselona gibi Avrupa kentlerinde son yıllarda yükselen konut mücadeleleri tam da bu eşitsizliğe karşı gelişiyor.

Paris'te yaşadığım yıllarda bunun en somut örneklerine tanıklık ettim. İlk kez "ev" ya da "konut" sözcükleriyle tanımlamakta zorlandığım yerlerde yaşam alanlarında insanların nasıl yaşamak zorunda bırakıldıklarını gördüm, kısa bir süre de Paris’te böyle yaşadım. Gece yatağınızı açtığınızda hareket edecek alanınız kalmıyor; mutfağı, çalışma masası ve yatağı aynı birkaç metrekare içine sığdırmaya çalışıyorsunuz.

Tavan yüksekliği nedeniyle rahat yürüyemediğiniz, doğal ışık almayan bu mekânlara ise çoğu zaman aylık gelirinizin yarısından fazlasını ödüyorsunuz. Bu deneyim bana Avrupa'da konut krizinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda insani ve toplumsal bir kriz olduğunu gösterdi.

Konut sorununa ilişkin tartışmalar yalnızca kiraların yükselmesiyle sınırlı değildir elbette. İklim krizinin derinleşmesiyle birlikte, bugün birçok kentte konut meselesi enerji tüketimi, doğal kaynakların korunması, tarım arazilerinin geleceği ve kent planlamasıyla birlikte ele alınmaktadır. Bu tartışmalara, son yıllardır yaşamakta olduğum Güneybatı Fransa'daki Kuzey Bask deneyiminden hareketle katılmak istiyorum.

Benim dikkatimi ilk çeken mücadelelerden biri ise burada seconde maison (ikinci konut) olarak adlandırılan ikinci ev politikalarına karşı yürütülen toplumsal itiraz oldu. Kuzey Bask'taki ilk yaşam alanım, 2019 yılında yalnızca doksan nüfuslu Lichans-Sunhar komünüydü. Burada "komün" kavramına da açıklık getirmek istiyorum.

Türkiye'den bakıldığında "komün" sözcüğü çoğu zaman ekolojistlerin, sosyalistlerin ya da farklı muhalif grupların birlikte kurduğu alternatif yaşam alanlarını çağrıştırmaktadır.

Oysa Fransa'da commune, 1789 Fransız Devrimi'nden bu yana ülkenin en küçük........

© Bianet