Annemin hüznü
Biz mültecilerin mücadelede en zorlandığımız şeylerin başında özlem ve bu özlemden kaynaklı hüzündür.
Kimi günlerde bu özlem ve hüzün en yoğun halini yaşatır bize. Anneler Günü’de bu günlerden birisidir. Böylesi günlerde aramaya korkarız. Bizdeki hüznün karşısındaki hüzünle birleştiğinde yüreğimiz sıkışır. Hele bir de sözkonusu olan anne ise, daha da bir katmerleşir bu ağırlık.
Annemin hüznüne dokunmayalı geçen on yıl, takvim yapraklarından değil, içimizde ağırlaşan sessizlikten sayılıyor sanki. İnsan bazen sürgünü bir coğrafya sanıyor, oysa sürgün, en çok annesinin kapısını çalamamaktır. Bir sabah ansızın çat kapı varıp, sofraya oturduğunda çayın buharında yüzünü görememek…
Mültecilik biraz da budur sanırım, insanın sevdiklerinden, annesinden, çocukluğundan, evinin kokusundan uzak düşmesidir. Bu yüzden Anneler Günü, dünyanın birçok yerinde kutlama iken, bizim gibiler için içten içe büyüyen bir sızıya dönüşür. Çünkü biliriz anneler yaşlandıkça gözleri daha çok yola düşer.
Ve bazı yollar uzun sürer…
Dün anneme gönderdiğim o........
