Mélenchon ve Fransa’nın 2027 seçimleri
Fransa’da son günlerde liselilerin eylemlerinin yanı sıra en çok konuşulan konulardan biri de 2027’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri. Emmanuel Macron iki dönem üst üste cumhurbaşkanlığı yaptığı için bu seçimlerde aday olamıyor. Macron’un partisi Renaissance’ın Genel Sekreteri ve eski Başbakan Gabriel Attal, adaylığını 22 Mayıs’ta açıkladı. Ancak merkez blokta adaylığını 2024’ten beri sürdüren ve anketlerde hâlâ favori görünen eski Başbakan Édouard Philippe ile yarışıyor.
Anketlerin başında ise hakkındaki mahkûmiyet kararını temyize taşıyan ve 7 Temmuz’da adaylığını açıklayan aşırı sağcı Ulusal Birlik’ten (RN) Marine Le Pen geliyor. Radikal solun adayı Boyun Eğmeyen Fransa’dan (LFI) Jean-Luc Mélenchon ise bazı anketlerde ikinci sırada. Örneğin Odoxa’nın 24 Eylül-7 Ekim arasında 12 bin kişiyle yaptığı ankette Le Pen yüzde 37, Mélenchon yüzde 18, Philippe ise yüzde 17 oy aldı. Elabe’nin BFMTV ve La Tribune Dimanche için yaptığı ankette ise Mélenchon ikinci sıra yarışında Philippe’e yaklaşıyordu. Yani ikinci sıra anketten ankete değişiyor.
Jean-Luc Mélenchon, adaylığını açıkladıktan kısa bir süre sonra ilk büyük seçim mitingini haziran ayında kitlesel bir katılımla, Fransa solunun tarihi açısından önemli bir yer olan Saint-Denis’te gerçekleştirdi. Paris’in kuzeyindeki bu kent, 1920’lerden itibaren Komünist Parti’nin güçlü olduğu “kızıl kuşak”ın da simgelerinden biri. Aynı zamanda LFI’li Bally Bagayoko, Saint-Denis belediye başkanlığını ilk turda yüzde 50,77 oyla kazandı. Bu sonuç, LFI’nin bölgede kurduğu siyasi örgütlenmenin görünür başarılarından biri oldu.
Mélenchon, ilk mitinginden sonra Fransa’nın belli başlı bölgelerinde halk buluşmaları ve mitingler düzenleyerek ücretlerden emekliliğe, kamu hizmetlerinden dış politikaya uzanan köklü bir değişim programıyla kampanyasını sürdürdü. Bir yandan da ortak adaylık tartışmasının en büyük anlaşmazlıklarından biri haline geldi.
Macron döneminde artan neoliberal politikalar, güvencesizlik, kamu hizmetlerindeki sorunlar ve siyasi temsil krizinin nasıl bir karşılık bulacağı seçimlerin temel meseleleri arasında yer alıyor. Bir yanda aşırı sağcı RN iktidara yaklaşırken, diğer yanda Fransa solu bu yükselişe karşı nasıl bir siyaset izleyeceğini kendi içinde tartışıyor.
Sosyalist Parti’den LFI’ya
Mélenchon, siyasi hayatına 1968’de, lise öğrencisiyken Fransa’daki öğrenci hareketine katılarak başladı. Üniversite yıllarında ise Troçkist gelenekten gelen Uluslararası Komünist Örgüt (OCI) ile ilişki kurdu. 1970’lerin ortalarında eğitimini tamamladıktan sonra öğretmenlik ve gazetecilik yaptı.
1977’de Fransız Sosyalist Partisi’ne (PS) katıldı. 1983’te Massy’de belediye başkan yardımcılığı görevini üstlendi ve Sosyalist Parti’nin yerel siyasetinde etkin rol oynadı. 1986–2000 ve 2004–2010 yılları arasında senatörlük yapan Mélenchon, Lionel Jospin’in başbakanlığı döneminde, 2000–2002 yılları arasında mesleki eğitimden sorumlu bakan olarak görev yaptı.
2008’de Sosyalist Parti’den ayrılan Mélenchon, Sol Parti’yi (PG) kurdu. 2012 cumhurbaşkanlığı seçiminde Sol Cephe’nin adayı olarak ilk turda yaklaşık yüzde 11,1 oy aldı. 2016’da Boyun Eğmeyen Fransa hareketini kurdu.
2017 cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday oldu ve ilk turda yüzde 19,58 oy alarak dördüncü........
