Orda bir köy var uzakta: Direniyor!
Rize-Artvin Havaalanı'ndan Gürcistan istikametine doğru yaklaşık yarım saatte doldurma zemin üzerine kurulu sahil yolundan Fındıklı (Viǯe) ilçesine ulaşıyorsunuz. İlçe merkezi iki derenin tam ortasında bulunuyor: Arılı (Piǯxala) ve Çağlayan (Abu) dereleri. Çağlayan (Abu) deresi boyunca uzanan yolda beş köye, 20 dakika içinde ise yolun sonundaki Aslandere (Çukulit) köyüne ulaşabiliyorsunuz.
Aslandere'de saatler geçirdikten sonra köyün kimliğini tanımlayanın ne olduğunu anlıyorsunuz; yolları, evleri, insanı belirleyen şey "dere".
Dere ile paralel giden köy yolunun iki yanında sıralanan evlerin büyük çoğunluğu dönüşmüş; eski taş evlerin yerini çok katlı beton binalar almış. Tarım arazilerinin neredeyse tamamı çay bahçesi. Fındık bahçesi sayısı ise son derece sınırlı.
Köylüler anlatıyor: "Bu dere bizim dert ortağımız"
Köyün dereyle, toprağıyla ve geçmiş göçlerin izleriyle olan ilişkisi, köylülerin kendi sözlerinde en yalın biçimde karşılığını buluyor.
İneceğim dereye kuma sarılacağım, ben ettim elim ile kime darılacağım. — Yöreye ait türkü sözü
İneceğim dereye kuma sarılacağım, ben ettim elim ile kime darılacağım.
— Yöreye ait türkü sözü
Köylülerin aktarımları dere ile kurdukları ilişkiyi özetlerken kente göçün sebeplerini anlamak için yeni sorular sormayı da gerekli kılıyor:
"Uzayda bile su arıyorsunuz. Biz doğmuşuz suyun içinde. Biz o suları içerek bugünlere geldik. Bu dere olmasa burda gördüklerinin, bu yeşilliğin hiçbiri olmaz. Çocukluğumuzdan beri bu derede yüzüyor, suyunu içiyor, eğleniyoruz. Biz burada sosyalleşiyoruz. Sosyalleşmek için alışveriş merkezlerine ihtiyacımız yok bizim. Ailemizle, gençlerle çay toplama işi bittikten sonra dere kenarına geliyor; ateş yakıp mısır közlüyoruz, türküler söylüyoruz. Benim bir tek derem var. Millet milyonlar verip tatil köyüne gidiyor, bizimki ise ayağımızın dibinde, bulunmaz nimet. Dereye içimizi döküyoruz biz, o dere bizim dert ortağımız. Büyüklerimiz bize hep 'derdin varsa suya anlat' derdi. Biz olmasak da bu dere burada olacak." — Aslandere'de dört mevsim ikamet eden Kemal Durmaz
"Uzayda bile su arıyorsunuz. Biz doğmuşuz suyun içinde. Biz o suları içerek bugünlere geldik. Bu dere olmasa burda gördüklerinin, bu yeşilliğin hiçbiri olmaz. Çocukluğumuzdan beri bu derede yüzüyor, suyunu içiyor, eğleniyoruz. Biz burada sosyalleşiyoruz. Sosyalleşmek için alışveriş merkezlerine ihtiyacımız yok bizim. Ailemizle, gençlerle çay toplama işi bittikten sonra dere kenarına geliyor; ateş yakıp mısır közlüyoruz, türküler söylüyoruz. Benim bir tek derem var. Millet milyonlar verip tatil köyüne gidiyor, bizimki ise ayağımızın dibinde, bulunmaz nimet. Dereye içimizi döküyoruz biz, o dere bizim dert ortağımız. Büyüklerimiz bize hep 'derdin varsa suya anlat' derdi. Biz olmasak da bu dere burada olacak."
— Aslandere'de dört mevsim ikamet eden Kemal Durmaz
Durmaz, şirketlerin istihdam vaatlerini sorgulayan şu sözleri söylüyor:
"Bizim buradan başka gidecek yerimiz yok. Maden olan yerleri gördük. Madenciler köylüleri istihdam edecek diyenler de var. Ben merkezde kirada oturucam, şirkete çalışıcam, param kılı kılına yetecek, istihdam edilmiş olacağım öyle mi?"
"Bizim buradan başka gidecek yerimiz yok. Maden olan yerleri gördük. Madenciler köylüleri istihdam edecek diyenler de var. Ben merkezde kirada oturucam, şirkete çalışıcam, param........
