menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

COP31 öncesi yedi genç iklim mücadelesini anlatıyor: "Cüret ediyoruz"

31 0
14.09.2026

Bu haberde mikrofon gençlerin elinde. Gençler Birleşmiş Milletler 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi doğayla ilk temaslarından bugün yürüttükleri iklim mücadelesine kadar birçok konuda düşüncelerini paylaşıyorlar.

Kınalıada’da bir çocuk yüzerken vücuduna plastik çarpıyor. Bir diğeri Mersin’de hayatındaki ilk caretta carettayı görüyor. Nasıl debelendiğini izliyor. Dersim'deki bir çocuk, nehrin yanında ailesine kulak veriyor: Munzur'un suyu her yıl daha da azalıyor. Ormanın içerisinde yürüyen bir çocuk, bugün iklim diplomasisi içerisinde buluyor kendini. Bir diğeri yaptığı sunum için izlediği mercan resifleri belgeselinde gözyaşlarını tutamıyor ve bilimsel araştırmalarına başlıyor. Aradan geçen onca yılın ardından yine Kınalıada’da bu kez başka bir çocuk ebeveynine vapurdan çıkan siyah dumanı görüp soruyor: “Ama bak bu duman etrafı kirletmiyor mu, dünya için sağlıksız değil mi?”

İklim ve ekoloji alanında çalışmalar yürüten, aktivistlik yapan, diplomasinin içerisinde yer alan, kendi girişimini kuran, farklı geçmişe sahip yedi genç var karşınızda: Ela Naz Birdal, Helin Talan, Beste Zorlu, Baran Örnek, Arya Yurdacan, Batuhan Aysan ve Sude Harput.

Yaşları 20 ile 24 arasında, yaşamları İstanbul'dan Antalya'ya, Mersin'den Dersim'e uzanıyor. Biri teknoloji okuyor, biri ebelik, biri su bilimleri, biri iktisat. Ancak hepsinin çok büyük bir ortak noktası var: İklim krizine karşı mücadele.

Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler’in 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde gençler, iklim krizine karşı mücadeleye hayatlarının çok farklı noktalarında başlamış.

Yedisi de kriz kelimesini duymadan önce krizi hissetmiş. Gezegenin göz göre göre ateşe atıldığını düşünürken öfkelenen Ela bunu 13 yaşında deneyimliyor. Baran 2019'da Avustralya yangınlarını izlerken yanan ormanların ve içerisindeki canlıların, kendisini ne kadar derinden etkilediğini anlatıyor. Şimdi 20 yaşında olan Sude’nin atlarla beraber deneyimlediği çocukluk yılları ve gözlemleri üzerinden adını koyamadığı aslında iklim krizinin kendisiymiş.

Çocukluğundan beri yazlarını Mersin’de geçiren Batuhan, tatil köyünde geçirdiği yazların, verdiği iklim mücadelesiyle nasıl kesiştiğini şöyle anlatıyor:

“Geçtiğimiz yıllarda bir akşamüstü sahilde yürürken, nesli tehlike altında olan nadir bir kıyı bitkisi olan kum zambaklarını koklayıp fotoğraf çekerken kumda hareket eden minik bir şey gördüm. Bir caretta caretta yavrusuydu; temmuz-ağustos aylarında yumurtadan çıkıp denizle buluşması gereken yavrulardan biri yolunu şaşırmıştı. Yanına gittim, güneşten korumak için bir kova buldum. Bir yandan gündüz vakti sahilde olması beni üzüyor ve endişelendiriyordu, bir yandan da hayvanlara, ekolojiye, dünyaya değer vermeye çalışan birine rastladığı için mutluydum. Sahilde caretta carettalarla ilgilenen bir arkadaşımdan akıl aldık, yavruyu güvene alıp akşam tekrar sahile bırakarak denizle kavuşmasını izledik. Benim için eşsiz bir andı. Mesele, yıllardır yazlarını geçirdiğim o denizin, kıyının, canlıların ve birlikte yaşadığımız ekosistemin geleceği. ”

Ne kadar farklı deneyimler olsa da çözümlerde ortaklaşıyor bu yedi genç:

"Bu sistemsel bir sorun."

Baran bunu şöyle özetliyor:

"Kapitalizm, emperyalizm, ataerki, insan hakları krizleri; her biri birbiriyle ve iklim kriziyle ilişkiliydi. Bir şeyler yapmalıydım ama gençler karar alma mekanizmalarına dahil edilmeyen, talepleri önemsenmeyen ve sadece dinleyici konumunda bulunan ögelerdi."

"Kapitalizm, emperyalizm, ataerki, insan hakları krizleri; her biri birbiriyle ve iklim kriziyle ilişkiliydi. Bir şeyler yapmalıydım ama gençler karar alma mekanizmalarına dahil edilmeyen, talepleri önemsenmeyen ve sadece dinleyici konumunda bulunan ögelerdi."

İklim kriziyle ilk tanışma

20 yaşındaki iklim aktivisti Ela, iklim kriziyle ilgili hissettiği ilk duygunun basit bir endişe olmadığını söylüyor ve bunu bir “ihanet” olarak adlandırıyor:

“Yetişkinlerin ve karar vericilerin; bizim geleceğimizi, insan haklarını ve cinsiyet eşitliğini oy hesaplarına ve ticari kâr hırslarına kurban ettiğini görmek beni dehşete düşürdü ve öfkelendirdi."

“Yetişkinlerin ve karar vericilerin; bizim geleceğimizi, insan haklarını ve cinsiyet eşitliğini oy hesaplarına ve ticari kâr hırslarına kurban ettiğini görmek beni dehşete düşürdü ve öfkelendirdi."

Ayrıca Ela “Geleneksel eğitim sistemi bu konuda tam anlamıyla çuvalladı” diyerek müfredattaki eksilere de değiniyor. Konuştuğumuz tüm gençler müfredattaki yetersizlik konusunda hemfikir.

Beste, okuduğu her iki bölümde de (İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji ve  Su Bilimleri Fakültesi, Su Bilimleri ve Mühendisliği) iklim krizine ilişkin çok çeşitli dersler olduğunu söylüyor. Ancak Beste, bunların seçmeli ya da teorik dersler olmasının canını sıktığını anlatıyor. Çoğu arkadaşı ve meslektaşı konuya sosyal medyadan hakimmiş.

Baran küçüklüğünden beri kuraklık, su kıtlığı, ekokırımlar, orman yangınları, seller gibi afetlere ve doğa koruma çalışmalarına dair hassasiyeti bulunduğunu söylüyor. Şimdi 23 yaşında olan genç, lisede iklim krizine dair farkındalığa ulaşmasıyla birlikte yetkililerin bu konuda anlamlı adımlar atmakta gecikmesinin içinde büyük endişeler yarattığını belirtiyor.

Batuhan, ilk başlarda insanların iklim krizine sebep olacak bir yaşamı benimsediklerine inanmanın kendisi için çok kolay olmadığını belirtiyor. Şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı hissettiğini söylüyor. Ela gibi o da yeryüzüne karşı yapılmış bir “ihanet” kelimesini kullanıyor.

Konuştuğumuz tüm gençler eko-anksiyeteyi bir şekilde deneyimlemiş. Helin, bunu şöyle anlatıyor:

"Evet, sanırım iklim kaygısını yaşıyorum, 5 yaşında bir yeğenim var ve benimle aynı dünyayı asla deneyimleyemeyecekmiş gibi geliyor. Bana keyif veren güneş onu yakacakmış gibi, ben çocukken ağaca kurulan salıncakta hiç sallanamayacak, gölgesinde dinlenemeyecekmiş gibi."

"Evet, sanırım iklim kaygısını yaşıyorum, 5 yaşında bir yeğenim var ve benimle aynı dünyayı asla deneyimleyemeyecekmiş gibi geliyor. Bana keyif veren güneş onu yakacakmış gibi, ben çocukken ağaca kurulan salıncakta hiç sallanamayacak, gölgesinde dinlenemeyecekmiş gibi."

Her biri farklı şekilde deneyimlese de zamanla birlikte bu duygular yerini umuda ve mücadeleye bırakmış. Örneğin birçok kişi gibi kendisinin de iklim kaygısı yaşadığını söyleyen Arya, çalışmalarıyla kaygısını umuda dönüştürdüğünü anlatıyor:

"Kötü haberlerin yanında iyiyi de görmek lazım, evet iklim krizi kötüye gidiyor ama umut da var. Umudu hiçbir zaman kaybetmemek gerekiyor."

"Kötü haberlerin yanında iyiyi de görmek lazım, evet iklim krizi kötüye gidiyor ama umut da var. Umudu hiçbir zaman kaybetmemek gerekiyor."

İklim mücadelesinin kendisine azim, sabır ve kendi motivasyonunu kendin yaratma becerisi kazandırdığını anlatan Arya, kendi çalışmaları üzerinden buna örnek de veriyor:

"Bu yolda öğrendiğim en değerli şeylerden biri, herkesin aynı bilinç seviyesinde olmadığı. İklim öncülüğü atölyelerimde bunu dört aşamaya ayırıyorum: konfor alanı, korku alanı, öğrenme alanı ve gelişim alanı. Kimi sadece sosyal medyada bir gönderi paylaşıyor, kimi gündelik hayatında plastik kullanımını azaltıyor, kimi de tam anlamıyla liderlik yapıyor ve bunların hepsi değerli. Herkesin aşaması farklı olabilir ve bunu anlayışla karşılamak da en az aksiyon almak kadar önemli.”

"Bu yolda öğrendiğim en değerli şeylerden biri, herkesin aynı bilinç seviyesinde olmadığı. İklim öncülüğü atölyelerimde bunu dört aşamaya ayırıyorum: konfor alanı, korku alanı, öğrenme alanı ve gelişim alanı. Kimi sadece sosyal medyada bir gönderi paylaşıyor, kimi gündelik hayatında plastik........

© Bianet