menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görünmeyeni yeniden gösteren ayna: Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar

20 41
27.01.2026

“Görüneni değil de sanki arkasındakini daha net gösteren bir aynaydı bu.”

Polat Özlüoğlu’nun, Annem, Kovboylar ve Sarhoş Atlar kitabını okuduğumda da göğsüme koca bir taşın oturduğunu, nefesinim kesildiğini ve bağırmak istediğimi hatırlıyorum. Hatta yer yer kaçmak isteyip “Ehh ama sen de çok boğdun!” Dediğimi. Kaçtığımda oldu…

Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar kitabıyla, kendi olma serüvenine yurtta başlayan Meşhur’un hikayesine tanıklık ediyoruz. Görünmeye muhtaç, görünmeyen birçok çocuğunun Mü’nün gözleriyle görülmesinin, elinden tutulmasının hikayesi.

Her çocuğa şefkat göstermeye çalışan Müdür’ün, Meşhur’un ad vermesiyle Mü ile hayatlarının kesişmesinin. Ortak kişisel tarihe sahip olan kadınların yaşama birbirlerinin elini tutma hallerinin… Toplumda ötekileştirilen yetimin, Ermeni’nin, annesizin, baş kaldıranların birbirlerini bulmasının anlatısı…

Bu kitaba büyük bir merakla başladım. Okuma serüvenimdeki o hızlı başlangıç, yerini aynı sarsıcı sebeplerden kaynaklanan kaçışlarıma neden oldu. Yapılanlara kızmanın öfkesini “Tamam, anladık ama bunları da bu kadar açık anlatmak zorunda mısın?” sorusu aldı. Bu çıplak anlatışa sinirlendim. Hatta İzmir’in sokaklarından, kitabevlerinden, dostlarından tanış olmanın verdiği samimiyetle “Ama Polat’ta kan çıkmazsa para yok hikayeleri mi yazıyor ne?” diye sorduğum oldu.

Özluoğlu’nun şiddeti bu kadar çıplak sergilemesi, estetik bir tercih mi yoksa gerçeğin ta kendisi miydi?

Biraz olsun öteki olmanın ayrıcalığını yaşamış olan hepimiz bu hikayelerin tanığıyız. Bir şekilde öteki olmayı başarmış/ başarabilmiş olanlarımız ise -ki bu bence mümkün değil, öyle olsa bile öteki olduğundan bihaberdir! – bu ülkenin kanlı tarihini filmlerden, kitaplardan, sergilerden duymuştur.

Özlüoğlu, Meşhur karakteri üzerinden, 12 Eylül 1980 darbesini anlatmış. Mücadelenin, devrimciliğin ve teslimiyetsizliğin erkek kahramanlar ile anlatılageldiği bu coğrafyada bir kadın karakter üzerinden anlatmış.

İşkencenin cinsiyeti olur mu? Olmaz sesleri geliyor kulaklarıma… Bu kitap olma hallerini anlatmış… Bedensel bütünlüğünün parçalanması, devrimcilerin ‘rahat’ kadınlar olarak görülmesi, tecavüzle hamile bırakılması, karnında büyüyenle yaşanan içsel hesaplaşmalar…

Meşhur, bağırmanın önemi kadar susmanın zaferini bilen kadın!

Kitabı bitirince sokak mücadelesine çok inanan bir arkadaşımla edebiyatın gücünü konuştuk. Sokakların eylem, slogan, basın açıklaması hallerinin dışına çıkamamasını…

Önemli ama yeniden üretilmesi gereken alanlar oluşunu…

Bu kitaptan önce Mirabel Kardeşlerin Kelebekler Zamanı’nı okumuştum. Mirabel kardeşlerin, mücadele tarihlerini, bu kitapta ise bu topraklarda yaşanan başka türlü bir direncin tarihini…

Polat Özlüoğlu, ‘Külliyat’ adlı kitap tanıtımları bölümlerinde birçok ülkede işkencenin/işkencecilerin, darbecilerin, diktatörlerin ortaklığına göndermeler yapmış.

Evet! Gerçekten de öyleler. Kötülükleri, nefretleri, sevgisizlikleri ile nasıl benzerler…

Yaşadığımız coğrafyada son dönemlerde BARIŞ’ın umudu konuşuluyor. Savaşın doğrudan öznesi olmayanlar oturdukları köşklerinde nasıl barışırız nidaları atıyor. Irkçı tezahüratlar Kürt Kadın Hareketinde siyasal bir özne olan Leyla Zana üzerinden seslendiriliyor. Nerede susacağını bilmeyenler savaşın haykırışlarını yükseltiyor. İlk ve en kolay saldırı alanı olarak yine kadınlar kullanılıyor.

Kitapta geçen Cezmi Ustalar başka yüzlerle/ maskelerle karşımıza çıkıyor. Gençliğinde işkenceci oluşuna dair en ufak bir vicdan azabı yaşamayan bu kişiler ölüm kardeşini, eşini, kendinden olanı........

© Bianet