Murat Övüç’e reva görülenler…
Murat Övüç hapisten çıkalı bir aydan biraz fazla zaman geçti. Geçen gün Instagram hesabında evde resmi makamların “kadınsı kıyafetler” diye andığı giysilerini toplayıp, kendi ifadesiyle “ihtiyacı olan ablalara göndereceğini” anlattığı bir hikâye yayınladı. Artık kamusal alanda hiç giyemeyeceği kıyafetleriyle smokinlere yer açmak için vedalaşıyor gibiydi. Zaman zaman “rollenen” bir sosyal medya fenomeni olmakla birlikte, bu hikayedeki durgun hali gerçek bir kederle doluydu. Evden adeta bir cenaze çıkıyor gibiydi. Ani değil, beklenen ve yavaş bir ölüm karşısında üstlenilen durgun yasa benzer o hal vardı üstünde. Murat Övüç’ü, Instagram’da “artık kadın kıyafetleri giyemeyecek” olduğunu adeta müjdeler gibi duyuran paylaşımlarla ve kimi feminen hallerinin öne çıkarıldığı görüntüleri “ben artık Murat Abi oldum” cümlesiyle birlikte öne çıkararak alay etmek, yaralamak istediler. Ancak muhtemelen çocuk yaştan beri karşılaştığı bu tacizlere karşı geliştirdiği teknikler ve kendisi için yarattığı teselli makinasının desteğiyle bu ağır homofobik saldırıların üstesinden geldi. Sığ görmeye hemen hazır olduğumuz dünyaların derinliği karşısında şaşırmamak elde değil. Tabii, o derinlikte kendine ait sığlıkla yüzleşmek de var.
Yine de hâlâ sahne dışında olabildiğince “renksiz” kılmaya çalışsa da, renkli giyinmeye, neşeli, gürültülü, hovarda, yardımsever, lubunya arkadaşlarıyla şehrin tadını çıkaran hayat ritmine devam ediyor. Bunu hafife almak kimileri için çok kolay. Ne olduğunu anlamadan 3 ay 10 gün -daha ne kadar yatacağını bilmeden- hapis yatmış birinin koyu kahverengiden kırmızılar yaratmaya çalışması, “ağır abi” performanslarını gizli sahteliği içinde var ederken yok etmeye çalışması kimileri için direniş kategorisinde yer almıyor.
Oysa bütün bu sosyal medya izlencesinde terimin pür Stoacı anlamıyla “kendilikte” ısrarı görüyoruz. Kendi olmanın ne kadar inatçı, vazgeçilemez olduğuna tanık oluyoruz. Kendilik rejiminin inşası -kendi olma, kendini bilme, kendine dönme, kendinden çıkma- kendisini bu inatçı doğal kaynağına ve onun sonsuz tekrarından gelişen pratiğine borçludur. Hiçbir sert rüzgâr, hiçbir otorite, hiçbir heteronormatif inkarcılık bu........
