Görünmezlik gerçek mi oluyor?
Birçok bilim kurgu romanında ve filminde görünmezlikle ilgili bir kurgu olmuştur. Görünmezlik insanoğluna her zaman enteresan gelmiştir ve birçok filmde ve romanda bu konu işlenmiştir. Esasında bilimsel olarak gözlerimiz elektromanyetik spektrumun sadece küçük bir kısmını görebilmektedir. Bu görünen spektrum ise şu an yaşadığımız ve gördüğümüz dünyayı bir nevi hayata geçirmekte ve yaşam sınırlarımızı belirlemektedir. İnsan gözü, yaklaşık olarak mor ile kırmızı arasındaki dar bir bantta yer alan ışığı algılayabilir. Oysa evren, bu dar pencerenin çok ötesinde bir gerçekliğe sahiptir. Radyo dalgaları, mikrodalgalar, kızılötesi, morötesi, X ışınları ve gama ışınları; hepsi aynı fizik yasalarına tabi olmasına rağmen bizim algı dünyamızın dışında kalır. İşte görünmezlik kavramının bilimsel temeli tam da burada başlar. Bir nesnenin görünmez olması, aslında onun var olmaması değil, bizim onu algılayamıyor olmamız anlamına gelir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki görünmezlik artık sadece edebiyatın ve sinemanın bir hayali olmaktan çıkmaya başlamıştır. Özellikle meta-maddeler olarak adlandırılan yapay yapılar, ışığın bir nesnenin etrafından bükülerek geçmesini sağlayabilmekte. Bu sayede ışık, cisme çarpıp geri yansımak yerine, adeta nesnenin etrafında dolaşarak yoluna devam ediyor. Sonuç olarak gözlemciye ulaşan ışık, nesnenin orada olmadığını zannediyor. Dolayısıyla beyinlerimiz bunu o cisim açısından görünmezlik olarak algılıyor.
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Bu tür bir teknoloji gerçekten Harry Potter pelerini gibi tam anlamıyla bir görünmezlik mi sağlıyor? Aslında bu derecede görünmezlik henüz elde edilmedi ama birçok çalışma buna çok yakın olduğumuza işaret ediyor. Mevcut sistemler belirli dalga boyları ve sınırlı açılar için çalışabiliyor. Ancak bilim tarihinde pek çok büyük........
