Dedikodulu seyahat
Yemen Savaşı’nı düşünürken zihnimde ilginç bir isim belirdi. Yıllar önce “Hind Denizleri’nde Türk-Portekiz Elleşmeleri” kitabını okumuş, Sefer Reis’i ilk kez ondan duymuştum. Türk denizciliğinin altın çağında; Babülmendep’te, Aden’de, Moha’da harbin en ilginç hikayelerini ondan okumuştum. Yemen’le ilgili başka yazıları da var mıdır diye düşündüm: Böylece tanıştım “Dedikodulu Seyahat” ile…
Önce yazarımızı tanıtmam gerekir. Mehmet Fuad Carım, 1892 yılında Halep’te dünyaya gelmiş. Babası Hacı Mustafa Raşit Bey, Jön Türk hareketine katıldığı için Trablusgarp’a sürgün edilmiş bir yüksek yargı mensubu. İyi Almanca bilen Mustafa Raşit Bey, daha o yıllarda Ludwig Büchner’in “Madde ve Kuvvet” kitabını çevirecek kadar materyalist felsefeyle ilgilenmiş. Oğlu Fuad Carım da İttihat ve Terakki çevrelerinde yetişmiş, Teşkilat-ı Mahsusa’da görev almış, Millî Mücadele’ye fiilen katılmış. Halide Edip gibi isimler, İstanbul’dan Anadolu’ya geçerken hep onun evinde kalmış. İzmit ve çevresinde Kuvay-ı Milliye’yi örgütlemiş, bizzat silahla cepheye gitmiş. Kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası sahibi bir fedai…
‘BAHRİAHMERE SEYAHAT’
Carım’ın hayatındaki en önemli kırılmalardan biri, Sovyetler Birliği’ndeki görevi sırasında yaşanıyor. Daha 1920’de Sovyet Rusya’dan askerî ve mali destek sağlamak için Ali Fuat Cebesoy başkanlığında Moskova’ya giden heyette yer alan Carım, 1922-1924 yılları arasında Moskova ve Kazan Başkonsolosluğu yapıyor. Ancak Rus tiyatro sanatçısı Yelena Georgiyevna Suhaçeva ile evliliği nedeniyle görevden ayrılmak zorunda kalıyor. Yeğeni Nimet Arzık, bu evlilik nedeniyle Atatürk’ün kendisini affetmediğini ve bir daha görüşmediklerini anlatıyor.
Daha sonra gazetecilik yapmaya başlayan Carım; Nâzım Hikmet, Abidin Dino ve Muhsin Ertuğrul gibi dönemin önemli aydınlarıyla yakın dostluklar kuruyor. 1929 yılında ise Mısır ve Yemen’e seyahat ederek gözlemlerini dönemin Vakit gazetesinde “Bahriahmere Seyahat” adıyla 15 bölüm halinde yayımlıyor. İşte 1930’da yayımlanan Dedikodulu Seyahat kitabı da bu yazı dizisinin ürünü. İçinde bugünkü Yemen’in direniş geleneğini anlamak için ilginç izlenimler bulunuyor.
‘ANANEVİ BİR RUHA SAHİPLER’
Bugünkü Yemen Savaşı’nı mezhep kavgası üzerinden okumaya çalışanlara Carım, 1929’un Yemen’inden sesleniyor: “Ahalinin ekseriyeti Şafiî ve geri memleketlerde mezhep farkları gayet büyük roller oynar iken nasıl oluyor da Şafiîlerle çevrilmiş Zeydiler adası Yemen’e nüfuzunu geçiriyor? Bence nüfuzlarını geçiriyorlar, çünkü Zeydiler asırlardan beri istiklâl uğrunda fasılasız mücadeleler yaparak bu vadide ananevi bir ruha sahip olmuşlardır.”
Carım, o günlerde işgalci İngilizlerle mücadelenin başındaki Yemen hükümdarı İmam Yahya’yı da “pek büyük, pek salabetli bir vatanperver olduğunda zerrece şüphe bulunmayan” bir lider olarak niteliyor. “Bugünkü Yemen Hükümeti istiklâline dört elle sarılmış. Bu sarılış o kadar samimi ki para ile, pul ile, itma ile İmam’dan istiklâline muzır bir şey koparmak katiyyen imkânsız.” diyor.
Nitekim İmam Yahya daha Millî Mücadele yıllarında........
