Türk atçılığı ve Cumhuriyet Devriminin özü
Türk deyince akla at kültürünün gelmesi aslında boşuna değildir. Devlet kuruculuklarından spor tarihine kadar, atın kuyruğunun bağlanma şeklinden at soyuna kadar Türk adıyla anılan o kadar nesnel gerçeklik var ki…
Türkler yalnızca at binmiş, kılıç kuşanmamış atlardan sanki kanat takmışlar.
At onlar için yaşam tarzı olmuş, ilk önce meralarda, sonra ta Asya’dan dört nala Avrupa’ya kadar geniş coğrafyaya hükümdar olmuşlar.
Tarihte devrim!
O kadar bütünleşmiş ki at üstünde geriye doğru ok atabilir.
Atları eğitimli… zeki… çevik… dayanıklı… ani yön değiştirebilir…
Askerleri at üstünde hızlı manevra yapabilir… ünlü stratejileri… hilal taktiği…
Savaşta müthiş bir üstünlük!
Boyun eğmeyen yılkılar Türk’ün özgürlük simgesidir.
Destanlarda Manas’ta, Dedekorkut’ta yoldaşı, dert ortağıdır.
Kanatlı atlar Göktanrı’yla arasında kutsal köprüdür.
Sütü içeceğidir… eğlencesi… sporu… yarışı… yaşamının her ânının parçası…
Savaşçı öldüğünde bile yanından ayırmaz, sadık yoldaşıyla kurganlara birlikte gömülür.
Dünyada atı evcilleştiren, ata ilk eyeri vuran, üzengiyi icat ederek dünya savaş tarihini değiştirenlerin mirasçılarıyız. Kültürel kodlarımız destanlarımızda, atasözlerimizde ve yaşam biçimimizde saklıdır. Bizim kültürümüzde at bir “statü şovu aracı” olamaz, yoldaştır, onurdur, özgürlük simgesidir.
Türk Mitolojisinde Tulpar, göklerden gelen, yiğitlere yardım eden ve rüzgârdan hızlı koştuğuna inanılan kutsal kanatlı attır. Kahramanları savaşta taşır ve ruhları göğe ulaştırır.Kaşgarlı Mahmut’tan, Yunus Emre, Karacaoğlan’a, Şeyh Galip’ten, Namık Kemal’e Mustafa Kemal’e kadar dilden dile, gönülden gönüle bu aşk sürmüş gelmiş.
Bir yandan bu mirasın üzerinde oturup bir yandan kafamıza İngiliz tülbenti saramayız, trajikomik bir “Bihruz Bey” olamayız. Recaizade Mahmud Ekrem’in “Araba Sevdası” romanındaki tanımladığı Bihruz Bey, tam olarak bugün Veliefendi’de İngiliz taklidi yapanların 19. yüzyıldaki dedesidir. O gün de yabancıydı. Bugün de yabancıdır.
YILKILARDAN MİRAS ÖZGÜRLÜK AŞKI
Gazi Koşusu işte bu kültürü yaşatmak, köklerindeki o yılkı özgürlük aşkını, Türk atçılığını teşvik etmek için ta Kurtuluş Savaşı yıllarında, İngiliz işgalcilerine karşı canını dişine takmış millî mücadele verirken Ankara’da başlatılan bir yarış.
Peki, 2026 Veliefendi Hipodromu’ndaki “hanımefendi ve beyefendilerin” sömürgecilik dönemi İngiliz aristokratları, düşesleri ve dükleri gibi giyinip arz-ı........
