menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz’den başlayan küresel kırılma

36 0
04.05.2026

Günümüzde küresel enerji düzeni, tarihin en sert kırılma anlarından birini yaşamaktadır. İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki gerilimin tırmanması, yalnızca bölgesel bir güvenlik krizi değil, aynı zamanda enerji akışlarının, finansal mimarinin ve teknolojik tedarik zincirlerinin yeniden kurgulanması anlamına gelmiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bu dönüşümün en kritik eşik noktasını teşkil etmektedir. Zira bu su koridoru, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği, jeopolitik iktidarın somutlaştığı stratejik bir damar niteliğindedir.

ENERJİ AKIŞLARININ JEOPOLİTİK KURGUSU

Hürmüz Boğazı’nın çatışma nedeniyle kapanması, küresel enerji piyasalarında anlık bir fiyat şoku yaratmakla kalmayarak, aynı zamanda enerji güvenliği paradigmalarını kökten değiştirmektedir. İran’ın, geçiş yapan petrol tankerleri için yuan şartı koyması ve belirli ülkelere yönelik seçici erişim politikası, enerji ticaretinin artık salt piyasa dinamikleriyle değil, doğrudan jeopolitik tercihler ve finansal egemenlik mücadeleleriyle şekillendiğini göstermektedir. Bu durum, ABD’nin geleneksel yaptırım araçlarının kolektif bir dirençle karşılaştığı yeni bir dönemdir.

ABD’nin milyon dolarlık savunma sistemlerine karşılık İran’ın düşük maliyetli dron ve füze kapasitesiyle yürüttüğü asimetrik savaş, maliyet-etkinlik dengelerini altüst etmektedir. Her bir dolara karşılık 200-750 dolar harcamak zorunda kalan ABD, stratejik sürdürülebilirlik açısından ciddi bir baskı altındadır. Bu tablo, geleneksel askeri üstünlüğün, düşük maliyetli teknolojik çözümler ve stratejik birliktelik karşısında nasıl kırılganlaşabileceğinin somut bir örneğidir.

VERİLER IŞIĞINDA YERLİLEŞME VE ÇEŞİTLENDİRME

Mart 2026 itibarıyla Türkiye’nin enerji altyapısı, stratejik öngörünün somut sonuçlarını sergilemektedir. 125.078 MW toplam kurulu güç ile yenilenebilir enerjide Avrupa’nın beşinci, dünyanın on birinci büyük oyuncusu konumuna yükselen Türkiye, rüzgâr ve güneş enerjisinde 41.517 MW kapasiteye ulaşarak toplam kurulu gücünün yaklaşık üçte birini bu kaynaklardan sağlamaktadır. Son iki yılda sisteme eklenen 41.000 MW’lık kapasite, 2035 hedeflerinin üçte birinin on yıl öncesinden tamamlanmış olması anlamına gelmektedir.

Kaynak dağılımına bakıldığında, hidroelektriğin yüzde 25,9 ile liderliğini koruduğu, ancak güneş enerjisinin yüzde 21,2 pay ile liderliğe hızla yaklaştığı görülmektedir. Doğal gazın yüzde 20’lik payı, Hürmüz senaryosu bağlamında dikkatle izlenmesi gereken bir bağımlılık alanıdır. Rüzgârın yüzde 12’lik istikrarlı büyümesi, kömür kaynaklarının yüzde 17,6’lık toplam payının düşüş eğilimi, Türkiye’nin enerji çeşitlendirme stratejisinin çok yönlü doğasını yansıtmaktadır; ancak Zonguldak’ta yatan kömür madenlerinin tam kapasiteyle işletilmemesi istihdam ve döviz açığı sorunlarına neden olduğu da unutulmaması gereken önemli bir noktadır.

Bu veriler ışığında Türkiye’nin........

© Aydınlık