menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Füzyon yarışında devrim

52 0
05.10.2026

Türkiye, savunma sanayisi alanında yüzde seksenlik yerliliğe ulaşmıştır. Güzel, ama kendimize soralım: o geri kalan yüzde yirmilik kritik dilimde ne var? Nükleer teknoloji, ileri malzeme, element zenginleştirmeyi kapsayan askeri ihtiyaçlar. Bunlar bizde yoksa o yüzde seksen, gerçek bir bağımsızlığa değil, emperyalizmin bize çizdiği sınırların bir ürünü haline dönüşür. Türkiye’nin tarihi görevi bu sınırları kırmak, o kritik oranı yüzde doksanın üzerine çıkarmaktır. Bu bir tercih değil, bu milletin bekası için bir zorunluluktur.

CEHENNEM ÇEMBERİ VE TRÇİ İTTİFAKI

Temel nükleer gücün kapılarını aralamak, nükleer element zenginleştirme teknolojilerine hâkim olmak, kendi mikro-modüler reaktörlerimizi (SMR) tasarlayıp üretebilmek artık ertelenemez bir milli güvenlik meselesidir. Jeopolitik haritamıza baktığımızda bu zorunluluk, bir lüks değil, varoluşsal bir mecburiyettir. Türkiye, bugün etrafını sarmış bir cehennem çemberinin hedef tahtasındadır. Bölgeyi bir üsler ağıyla ören ABD emperyalizmi, İsrail, Yunanistan, GKRY ve arkalarındaki derin güç İngiltere; Doğu Akdeniz’den Ege’ye, Batı Asya’dan Kafkaslara kadar bağımsızlığımıza yönelik doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu kuşatmayı kırmanın yolu, sarsılmaz Türkiye-Rusya-Çin-İran (TRÇİ) ittifakından geçmektedir. Bu ittifak, Türkiye’ye muazzam kazanımlar sağlayacaktır: Rusya’nın nükleer reaktör ve denizaltı teknolojisi, Çin’in sermaye ve ileri teknoloji gücü, İran’ın uranyum zenginleştirme tecrübesi ve bölgesel nüfuzu; Türkiye’nin nükleer bağımsızlık hedefine ulaşmasında kritik birer kaldıraçtır. Böyle bir kuşatma altında, nükleer denizaltılara (SINS) ve stratejik nükleer caydırıcılığa acil ve hayati bir ihtiyaç vardır.

Konvansiyonel denizaltılar, menzil ve sessizlik sınırları nedeniyle bu derinlikte bir caydırıcılık sağlayamaz. Masaya otururken arkamızda o nükleer yumruğun bulunması, Türkiye için kritik bir zorunluluktur.

BİLİM ŞEHİDİ ENGİN ARIK

İşte bu devasa teknolojik sıçramanın ve nükleer bağımsızlığın Türkiye’deki en parlak mimarı, maalesef henüz hesabı sorulamayan “bilim şehidi” Prof. Dr. Engin Arık’tır. Arık’ın hayali, Türkiye’nin yeraltı zenginliği olan toryumdan nükleer fisyon enerjisi elde etmek ve CERN benzeri bir parçacık hızlandırma merkezi kurmaktı. Bu vizyon, Türkiye’yi enerji ithalatçısı olmaktan kurtarıp teknoloji ihracatçısı yapacak “milli bir devrimdi.” Ancak Isparta’daki o karanlık “kaza”, bu vizyonu toprağa gömdü.

KAZA SÜSÜ VERİLMİŞ SUİKAST

Engin Arık dosyasındaki şaibeler, tek başına bir “ihmal” değil, sistematik bir sabotajın parçalarıdır. Kazanın ardından resmi incelemeyi yapan heyetin başında Feridun Seren yer almış, hazırladığı rapor “delilleri karartma” iddialarıyla yargı........

© Aydınlık