menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kapitalizmin hikâyesi: Düzeltmek mi aşmak mı

41 0
26.04.2026

Son dönemde yayınlanan ekonomi kitapları, kapitalizmin geçmişi, bugünü ve geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirmiş durumda. Farklı eğilimlerden gelen yazarlar, aynı sorunun etrafında dönüyor: Bu sistem reformlarla sürdürülebilir mi, yoksa tarihsel sınırlarına mı dayanıyor?

Bu tartışmanın önemli örneklerinden biri, Harvard Üniversitesi tarihçisi Sven Beckert’in Capitalism – a global history adlı çalışması. Beckert, kapitalizmi yalnızca Avrupa merkezli bir gelişme olarak değil, Asya, Afrika ve Avrupa’daki ticaret ağlarının etkileşimiyle şekillenen küresel bir süreç olarak ele alıyor. Ona göre kapitalizm, başından itibaren dünya ölçeğinde kurulan ilişkiler ağı içinde doğdu ve gelişti.

KÜRESEL BİR SİSTEMİN DOĞUŞU

Beckert’in yaklaşımı, kapitalizmin tarihini dar bir coğrafyaya hapsetmeyerek genişletmesi bakımından dikkat çekici. Yazar, farklı coğrafyalardaki üretim ilişkilerini ve ticaret ağlarını bir bütün olarak değerlendiriyor. Bu çerçevede kapitalizm, tek bir merkezin ürünü değil; farklı bölgelerdeki ekonomik ilişkilerin birleşimiyle ortaya çıkan bir sistem olarak tanımlanıyor.

Ancak bu geniş bakış açısı, beraberinde önemli bir sınırlılığı da getiriyor. Beckert, kapitalizmin tarihsel gelişimini ayrıntılı biçimde betimlerken, sistemin iç dinamiklerini ve işleyiş mantığını geri planda bırakıyor. Yani “nasıl ortaya çıktı” sorusuna güçlü yanıtlar verirken, “neden bu şekilde işliyor” sorusu yeterince derinleştirilmiyor.

Bununla birlikte Beckert, kapitalizmin yalnızca üretkenlik artışı ve ekonomik büyüme ile açıklanamayacağını açıkça ortaya koyuyor. Sistemin yükselişi, zorla el koymalar, sömürgecilik, emek disiplininin sertleşmesi ve kaynak transferleriyle iç içe ilerledi. Bu yönüyle kapitalizm, bir özgürleşme hikâyesi olduğu kadar aynı zamanda eşitsizliklerin ve küresel hiyerarşilerin de kaynağı oldu.

GÜCÜN EKSENİ DEĞİŞİYOR

Kapitalizmin bugünkü dönüşümünü anlamak açısından Branko Milanovic’in çalışmaları ayrı bir yerde duruyor. Milanovic’e göre son 40 yılın en belirleyici gelişmesi, ekonomik gücün Batı’dan Asya’ya doğru kayması. Özellikle Çin’in yükselişi, küresel dengeleri köklü biçimde değiştiriyor.

Bu değişim yalnızca devletler arası güç dengeleriyle sınırlı değil. Gelir dağılımı açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Milanovic, ilk kez Batı’daki orta sınıfların, Asya’daki geniş kitlelerin gerisinde kalmaya başladığını vurguluyor. Bu durum, kapitalizmin uzun süre boyunca sürdürdüğü “Batı merkezli refah” modelinin aşındığını gösteriyor.

Aynı süreç, yeni bir küresel gerilimi de beraberinde getiriyor. Ancak bu kez rekabet ideolojik değil; doğrudan ekonomik güç üzerinden şekilleniyor. ABD ile Çin arasındaki gerilim, klasik Soğuk Savaş’tan farklı olarak üretim,........

© Aydınlık