AVM’de İsrailli cadı avı (!)
Popülist ve radikal akımlar dini tamamen bir güç, aidiyet ve siyasi rant aracına dönüştürdükleri için akıl tutulması yaşarlar. Dinamik, eleştirel ve rasyonel düşünceyi dışlayan bu yapılar; sorgulamayı inançsızlık, dogmalara körü körüne itaati ise dindarlık olarak pazarlayarak geniş kitleleri cahiliye ve bağnazlık sarmalına hapseder. Sürekli körükledikleri mağduriyet psikolojisi üzerinden kitlelerin kolektif öfkesini, korkularını ve en ilkel içgüdülerini tetiklerler; böylece mantık ve analitik akıl tamamen devre dışı kalır. En büyük çelişkileri ve münafıklıkları ise tam bu noktada başlar: Sahnede en kutsal değerleri, adaleti ve ahlakı dillerinden düşürmezken, perde arkasında mutlak güç, koltuk ve şahsi menfaat uğruna her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu ve yozlaşmayı mubah görerek savunduklarını iddia ettikleri dine en büyük zararı kendi elleriyle verirler.
İslam düşünce tarihinde akılcılığın tasfiye edilmesi ve rasyonel ekollerin yerini dogmatik yapılara bırakması, bugünün popülist ve radikal söylemlerinin de zeminini hazırlayan tarihsel ve siyasi bir kırılmadır. Siyasi iktidarlar, kitleleri kontrol etmek için sorgulayan akılcılık yerine, sorgulamadan itaat etmeyi öğütleyen kaderci ve nakilci ekolleri desteklemeyi kendi bekası için daha kullanışlı buldu. İmam Gazali’nin yazdığı “Filozofların Tutarsızlığı” adlı eser, İslam dünyasındaki akılcı damara indirilen en büyük entelektüel darbelerden biri oldu. Gazali; Farabi ve İbn Sina gibi rasyonalist filozofları, küfürle (dinden çıkmakla) itham etti. Bu durum, medreselerde felsefe, matematik ve doğa bilimlerinin yavaş yavaş müfredattan çıkarılmasına ve yerini tamamen taklitçi şerh (yorum) kültürüne bırakmasına neden oldu. Endülüs’te İbn Rüşd, Gazali’ye karşı (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) eserini yazarak aklı ve felsefeyi yeniden müdafaa etmeye çalıştı. Hatta Kur’an’ın insanları akıl yürütmeye ve felsefe yapmaya zorunlu kıldığını savundu.
Ancak iktidar tamahı, koltuk sevdası ve getirimin kendilerine bahşedilmiş ilahi bir hak olarak telakki ve telkin eden iktidarlar muhafazakar ulemanın talebiyle İbn Rüşd’ü kâfirlikle suçladı, Córdoba (Kurtuba) yakınlarında küçük bir kasabaya sürgüne gönderdi ve felsefi eserlerini meydanlarda yaktırdı. Endülüs uygarlığı ve asil saltanatının yok olmasına giden yolda en büyük kötülük işlenmişti. Akılcı felsefenin tasfiye edilmesi; İslam düşüncesini “Metne........
