Savaşın yıkımı ve Viyana’nın durumu (1945–1946)
1945 yılında Alman Nazilerinin yenilgisinin ardından Viyana işgalden kurtulmuştu. Ancak Naziler geri çekilirken kenti yakıp yıkarak terk etmişlerdi. Binaların üçte biri ağır hasar almış, köprüler yıkılmış, altyapı çökmüştü. Elektrik, su ve ulaşım neredeyse yoktu; insanlar yiyecek için karaborsaya veya müttefiklerin yardımlarına başvuruyordu. Kızıl Ordu’nun gelişiyle özellikle ilk aylarda yağma, tecavüz ve şiddet olayları yaşandı. Sovyet askerlerinin disiplini sonradan sıkılaştırıldı, fakat bu dönem halkın hafızasında derin izler bıraktı.
Aslında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sosyal demokratlar, konut sorunu, sosyal haklar, sağlık sistemi, eğitim ve kültür alanlarında önemli çalışmalar başlatmıştı. Bu çalışmalar, 1938’deki Nazi işgaliyle kesintiye uğramış olsa da kentte belirgin izler bırakmıştı. Birçok Marksist aydın, yalnızca kapitalist üretim ilişkilerinde değil, toplumsal yapının bütününde köklü değişiklikler yapmayı hedeflemişti.
Max Adler’in bir makalesinde belirttiği gibi, yaşamın her alanında “Yeni İnsan”ı yaratmak gerekiyordu. Bu fikir, kentsoylu Marksist düşünürler arasında şekillenmişti. Birinci ve İkinci Avusturya Cumhuriyeti’nin kurucularından Karl Renner, Max Adler, Rudolf Hilferding, Otto Bauer ve Victor Adler’in oğlu Friedrich Adler gibi isimler bu düşünsel çabanın öncülerindendi. Bu kuşak, Marksist toplum teorisi temelinde Viyana’yı “Kızıl Viyana” kimliğiyle yeniden inşa etti.
Nazi işgali öncesinde kentte söz sahibi olan sosyal demokrat belediyeciler, günümüzde hâlâ meydan, sokak ve sosyal konutlarda yaşatılmaktadır. Bunlar arasında Viyana’nın ilk sosyal demokrat belediye başkanı Jakob Reumann, sağlık alanındaki çalışmalarıyla tanınan Julius Tandler ve sosyal konut politikalarıyla........
