Rüyası çalınan milletler
Uzun süredir bu köşede savaş kışkırtıcılarının nasıl çalıştığını anlatıyordum..
Özellikle son dönemde Yunan devletinde böyle bir kışkırtma havası var.. 28 Şubat 2026’nın hemen öncesindeki Trump yönetimine benzer bir hava..
Ukrayna’da 24 Şubat 2022 öncesi benzer bir hava vardı.. 19 Şubat tarihinde Zelensky Ukrayna’nın nükleer silah edinebileceğini söylerken 20 Şubat’ta Dışişleri Bakanı Minsk Anlaşmalarının anlam ifade etmediğini açıklamıştı..
Merak ediyorum, bugün acaba Ukrayna kamuoyu 24 Şubat öncesinin özlemini çekmiyor mu? Nereden bulaştık bu zırvalığa demiyorlar mı? Yoksa klasik olarak kendi tarafında hiç kusur görmeyip Kremlin’in bir gece rüyasında gördüğü Çarlık Rusyası’nı yeniden kurmak için savaş başlattığı hikayesine mi inanıyor..
Zaten sorgulasaydı, muhtemelen bu savaş hiç çıkmaz veya İstanbul görüşmelerinde çoktan barış antlaşması imzalanmış olurdu.
ABD’nin durumu da farklı değil..
Venezuela’da hiç kayıp vermeden (!) operasyonu yapıp Maduro ve eşini alan ABD, İran’da da BM Şartı’nın kesin yasakladığı “bir devletin egemenliği”ne karşı saldırıyı nasıl başlattı?
RÜYA İÇİNDE RÜYA
Yıllar önce bir bilim kurgu filmi yapılmıştı.. İnsanların rüyalarına sızarak alt beyinde gizlenen bilgileri ele geçirmeyi hedefleyen bir grubun öyküsünü anlatıyor..
İşte bu metaforun anlattığı gibi bürokratik hafıza işgali ile 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren “turuncu devrimler”le bütün dünyada istedikleri ülkelerin rüyalarına giriliyor.. Sonrasında halkın ve devletin iradeleri çalınıyor, savaş dahil her türlü belaya sokulabiliyorlar.. Hatta bazen Ukrayna örneğinde olduğu gibi insan ve ekonomi kaynakları bu savaşlar yüzünden tamamen yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor..
Kamuoyları asla kabul etmemeleri gereken bu savaşlara toplum mühendisliği ile o kadar iyi hazırlanıyor ki.. Önce tarihsel düşmanlık üzerinden bir mevzi oluşturuluyor.. Sonra kurnazlık merkezli bir söylem üretiliyor: Azcık sıkıntı çekip, biraz fedakarlık, sonrasında görün bakın, ebedi zenginlik ve rahatlık nasıl geliyor..
Cehaletin yaygın, emeğin değersiz, tüketimin mantık ötesi olduğu toplumlarda bu retorik başarılı oluyor..
Özal döneminde Birinci Körfez Savaşı’nda alacağımız rolü anlatırken “bir koyup üç alacağız..” ifadesini yaşı yetenler hatırlarlar.. Sonucun ne olduğunu da..
İKİ MAKASLA BİÇİLEN KUMAŞ
Günümüz çok kutuplu dünyasına girerken çatışmalarla yeniden şekillenen coğrafyadayız.. Türkiye Cumhuriyeti........
