Doğu ile Batı’nın bitmeyen savaşı: Troia
Ünlü bir arkeolog, Aşil ile Hektor’un Troia surları önündeki kavgasının günümüzdeki Troia ile ilgili çatışmaların yanında bir piknik düzeyinde kalacağını söylemişti. Yalnızca Troia eserleri üzerine birçok ülkenin onları sahiplenme adına yaptığı çatışmalar bile önceden söylenmiş bu sözün doğruluğuna kanıttır.
Günümüzde de bu savaşlar -özellikle uluslararası politik arenada simgesel ataklar ile- devam ediyor. Örneğin komşumuz Yunanistan, hava sahasını çok katmanlı savunma sistemleriyle donatmak için İsrail ile savunma anlaşmasına imza attı (ya da bugünlerde atıyor). Amacım haddimi aşarak dış politikaya soyunmak değil; yalnızca bu anlaşmaya verilen addan hareket ederek Batı ile Doğu arasındaki yüzyıllar süren “bitmeyen rövanşın” altını çizmek.
‘AŞİL KALKANI’ NE İLK NE DE SON
Anlaşma “Aşil Kalkanı” adını taşıyor. Grek mitolojisinde Aşil ya da diğer tanımıyla Akhilleos; annesi tanrıça, babası ölümlü bir kral olan yarı tanrıdır (yani Peleus ile su tanrıçası Thetis’in oğlu). Gerçi herkes bilir ama yinelemekte bir beis yok: Aşil’in annesi oğlunu ölümsüzlük nehri Stiks’te yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiğinden, onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. Grek mitolojisine göre yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır.
“Aşil Kalkanı” Batı ile Doğu arasındaki rövanşın ne ilki ne de sonuncusudur. Bu savaşın ilki Troia’da yaşanmış ve hileli bir at ile Troialılar iyi niyetlerinin bedelini acı bir şekilde ödemişlerdir.
Fatih Sultan Mehmet’in ileri düzeyde Grekçe bildiği, başta Kritovulos, Trapezuntios ve Ducas olmak üzere dönemin tüm yerli........
