Avrupa Birliği: Kuruluşundan dağılmaya doğru- 1
Avrupa’da birlik fikri veya “Avrupa Birleşik Devletleri” kurma hayali 16. yüzyıldan itibaren dillendirilmeye başlanıyor. Konuyu araştırırken ilk birlik fikrinin Türklere karşı oluşturulması için gündeme geldiğini öğrendim. 16. yüzyılın başlarında Akdeniz’de hakimiyet Türklerde. O dönemde Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden İspanya, Türklere karşı neredeyse tek başına savaşmak zorunda kalmış.
1526 yılında İspanyol hümanist Juan Luis Vivès, Latince yazdığı “De Dissidiis Europae et Bello Turcico” (Avrupa'nın Anlaşmazlıkları ve Türk Savaşı Üzerine) adlı eserinde Türk tehdidini ayrıntılı bir şekilde ele almış. Bu eserde, Osmanlı İmparatorluğu karşısında Avrupa'nın bölünmüşlüğünü analiz etmiş veTürklere karşı Avrupa krallıklarının birleşmesini savunmuş. Rönesans ve Aydınlanma döneminde birlik konusu, Avrupa’nın dış tehlikelere veya kendi aralarındaki çatışmaları durdurmaya yönelik sıkça dile getirilmiş. Bunların arasında Fransız Abbé de Saint-Pierre ve Alman Emmanuel Kant gibi filozoflar da bulunmakta.
Avrupa'nın büyük güçleri, 1 Ekim 1814'ten 9 Haziran 1815'e kadar süren Viyana Kongresi'nde bir araya gelmişler. Saint-Simon Kontu, özel sekreteri Augustin Thierry'nin yardımıyla “De la réorganisation de la société européenne” (Avrupa toplumunun yeniden örgütlenmesi) adlı eserini yayımlamış. Bu eserde, Fransa ile İngiltere arasında uzlaşma sağlanarak, serbest ticaret sayesinde ekonomik açıdan istikrarlı ve güçlü bir Avrupa oluşturulmasını ve Avrupa'nın, Avam Kamarası modeline göre bir “Avrupa Parlamentosu”, bir “Avrupa Lordlar Kamarası” ve bir Kral ile donatılmasını önerilmiş.
Victor Hugo, 21 Ağustos 1849’da 3. Uluslararası Barış Kongresi'nde bir konuşma yapar ve bu konuşmada ilk kez “Avrupa Birleşik Devletleri” ifadesini kullanır. Avrupa’nın birliği konusunda en çok da Victor Hugo’nun 1870-1871 Fransız-Alman savaşından sonra söyledikleri dile getirilir. Hugo,1 Mart 1871'de Ulusal Meclis'te yaptığı konuşmada “… Sıra bende! Almanya, işte geliyorum! Senin düşmanın mıyım? Hayır! Ben senin kardeşinim. Senden her şeyi aldım ve her şeyi geri veriyorum, tek bir şartla: artık tek bir halk, tek bir aile, tek bir cumhuriyet olacağız. Ben kalelerimi yıkacağım, sen de kalelerini yıkacaksın. Benim intikamım kardeşliktir! Artık sınırlar yok! Ren Nehri hepimizin. Aynı cumhuriyet olalım, Avrupa Birleşik Devletleri olalım, kıtasal federasyon olalım, Avrupa özgürlüğü olalım, evrensel barış olalım!” der.
Victor Hugo, aynı İspanyol Juan Luis Vivès gibi 1876 yılında, Osmanlı’dan ayrılmak için savaşan Sırpları desteklemek için Türklere karşı bir “Avrupa Birliği” çağrısında bulunur. Bugün katılmak için kapısını çaldığımız Avrupa Birliği ülkelerine geçmişte ne korkular yaşatmışız ki Türklere karşı Avrupa’nın birlik olması gündeme getirilmiş.
Burjuva Demokratik Devrimleriyle, özellikle Büyük Fransız Devrimi ile insanlığın kazandığı burjuva demokratik değerler çok geride ve tarihte kalmıştı. Bu devrimlerle ortaya çıkan ulus devletlerin uyguladığı serbest rekabetçi kapitalizmin tekelleşmesi ve 19. yüzyılın sonunda emperyalist bir karakter kazanmasıyla birlikte yeni bir döneme girildi.
20. yüzyıl iki dünya savaşı gördü. Bu savaşlar dünyayı paylaşmanın ve yeniden paylaşmanın ürünleriydi. Her iki savaş da Avrupa’da yaşandı. Yani ‘uygarlığın merkezi olarak bilinen’ Avrupa’da. Bu emperyalist savaşlar on milyonlarca insanın ölümüne ve büyük yıkımlara yol açtı. Birinci Dünya Savaşı’ndan Türkler de nasibini aldı. Osmanlı’yı paylaşmayı hedefleyen bu savaştan Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bir devrimle çıktı.
Savaş sonrası, dünya iki kampa bölünmüştür. Bir tarafta ABD diğer tarafta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB). Avrupa, İki blok arasında sıkışmış ve ABD denetiminde Sovyetlere karşı bir çizgiye girmiştir. Soğuk Savaş dönemidir. 21 Ağustos 1946 yılında Winston Churchill, Avrupa’nın “Demir Perde” ile ikiye bölündüğünü ve “Komünist Blok” karşısında Avrupa’nın güvenliğini ancak........
