menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Medya mücadelemizin başlangıcının 74. yıldönümü...

34 0
08.09.2026

9 Eylül... Gazeteciliğe başlayışımın 74. yıldönümü... Nerdeyse üç çeyrek yüzyıl sol muhalefette, son 55 yılı ise sürgünde geçen bir mesleki yaşam...

Gazetecilik, kendi irademle seçmiş olmasam da, daha 16 yaşında itibaren ülkemizin ve tüm dünyanın ezilen insanlarının sosyal ve siyasal mücadele saflarında aktif yer almamı sağladığı için her daim minnettarlık duyduğum bir meslek...

1952 yazı, İzmir'de Ticaret Lisesi’ni bitirdiğimde doğal olarak Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’na devam etmeyi düşlüyordum. Ancak küçük memur maaşıyla o zamana kadar beni zar zor okutabilmiş olan demiryolcu babam bir an önce çalışıp aile ekonomisine katkıda bulunmamı beklediğinden, yüksek okula yazılabilmek için derhal bir iş bulmalıydım. Lisedeyken stenografi derslerinin en başarılı öğrencilerinden biri olduğum için ders saatleri dışında herhangi bir yerde steno-daktilo olarak çalışmayı planlıyordum.

Tam da o günlerde artık NATO üyesi olan Türkiye’nin İzmir kentinde Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri ve 6. Taktik Hava Kuvvetleri’nin karargahlarını kurmak üzere yoğun hazırlık vardı.

Kore'ye 1950'de 4500 mevcutlu bir tugay göndermenin ve de 1951'de kitlesel Komünist Tevkifatı'nı başlatmanın ödülü olarak Türkiye'nin NATO'ya katılım protokolü 17 Ekim 1951'de imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, muhalefetteki CHP'nin de desteğiyle NATO'ya üyeliği öngören yasayı 18 Şubat 1952'de onaylamıştı. 18 Ağustos 1952'de de, İzmir'in, NATO'nun güneydoğu karargahlarının merkezi olması kararlaştırılmıştı...

İzmir’e yoğun bir Amerikalı asker akını vardı. İlk olarak Şirinyer'de NATO'nun 6. Taktik Hava Kuvvetleri Karargahı kuruldu. Bunu daha sonraki yıllarda İzmir'in Kordonboyu'nda otel niyetine inşa edilmiş olup da Amerikalılar tarafından el konulan muhteşem binaya NATO Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Karargahı'nın yerleşmesi izledi.

NATO tarafından gazetelere verilen ilanlarda az da olsa İngilizce bilen, daktilo, steno yazabilen, büro ve muhasebe işlerinden anlayan eleman arıyorlardı. Verilecek ücretler Türkiye’deki emsal işlere verilen ücretin iki üç katıydı, vergiye de tabi değildi. Üstüne üstlük, Amerikalılara hizmet vermek için kurulan ucuz PX mağazalarından, kafetaryalardan yararlanma olanağı da vardı.

İş bulma konusunda ailemden gelen baskıların arttığı günlerde birlikte mezun olduğum arkadaşlarım NATO'nun personel devşirmesini anımsatarak "Oğlum, deli misin? Bu fırsat kaçırılır mı? Hele bir kapağı at, ondan sonra ne halt edersen et!" diyorlardı.

NATO'nun personel devşirme işleri, Şirinyer'deki karargahta yapılıyordu. Hemen iş bulamadığım için bir gün canıma tak dedi, otobüse atlayıp Şirinyer'e gittim. Kapıda uzun bir kuyruk, bekleyenlerin çoğu temizlik, mutfak, tamirat gibi servis işlerinde çalışmak için başvuruyordu.

İzmir'e Ankara'dan geleli daha bir yıl olduğu için kentin tüm mahallelerini çok iyi tanımıyordum... Sıra beklerken anlatılanlardan öğrendim ki Şirinyer'in asıl adı Kızılçullu'ydu. Amerikalıların yerleştiği bina ise, 1940 yılından itibaren Kızılçullu Köy Enstitüsü adıyla köylü çocuklarının eğitimine açılmış, ancak1950'de iktidara gelen Demokrat Parti tüm köy enstitüleri gibi Kızılçullu'dakini de kapatmış, Amerikalı dostlarını daha da memnun etmek için Kızılçullu'nun adını da Şirinyer olarak değiştirmiş, ardından da köy enstitüsü binasını NATO'ya vermişti.

Köy enstitülerinin benim çocukluk yaşamımda özel bir yeri vardı... Kayseri'de, Muncusun köyündeki ilkokulda 3. sınıfı okurken köy enstitülerinin ilk mezunları olan siyah üniformalı köylü gençleri staj için bizim okula da gelmiş, bizde büyük hayranlık uyandırmışlardı.

Mülakat sırası bana yaklaştıkça kendi kendimle hesaplaşmam daha da yoğunlaşıyordu. Kendimi Amerikalı bir çavuşun emrinde çalışır görmeyi bir türlü içime sindiremiyordum. Çocukluk anılarımın ve yeni öğrendiklerimin etkisiyle “Olmaz olsun” diyerek sırayı terkedip ilk otobüsle İzmir’e dönmüştüm.

İzmir'de 9 Eylül’ü kutlama hazırlıkları ilerliyor, taklar kuruluyordu... Kemeraltı Caddesi’nde, Beyler Sokağı’nın girişindeki eski kitapçıya kitap bakmaya giderken duvarda bir afiş çarpmıştı gözüme: "Ege Güneşi Gazetesi, 9 Eylül’den itibaren bütün bayilerde..."

Hemen baş vurdum ve kısa bir denemeden sonra stenograf olarak işe alındım... O yıllarda şimdiki gibi ses kayıt cihazları falan........

© Artı Gerçek