GAZÂLÎ VE İBN RÜŞD’DE NEDENSELLİK SORUNU
Ateş Pamuğu Neden Yakar?
İnsan, çevresindeki dünyayı anlamaya başladığı andan itibaren olaylar arasında bağlantı kurmuştur. Gök gürlediğinde yağmurun yağacağını, ateşe yaklaşan cismin ısınacağını, toprağa atılan tohumun uygun şartlarda filizleneceğini gözlemlemiştir. İlk çağlarda bu olaylar çoğu zaman tanrıların, ruhların ve görünmeyen güçlerin iradesiyle açıklanırken felsefî düşüncenin gelişmesiyle birlikte “Bu olay neden meydana geldi?” sorusu öne çıkmıştır. Mitolojik açıklamadan felsefî düşünceye geçiş, aynı zamanda tabiat olaylarını düzenli sebeplerle açıklama arayışıdır.[1]
Nedensellik, en basit anlatımla bir olayın başka bir olayı meydana getirmesi ilişkisidir. Ateşin pamuğu yakması, yağmurun toprağı ıslatması, bir taşın cama çarparak onu kırması sebep-sonuç ilişkileri olarak kabul edilir.
Ancak felsefe, günlük hayatın kendiliğinden doğru saydığı bu ilişkiyi sorgular.
Ateş gerçekten pamuğu mu yakmaktadır, yoksa biz yalnızca ateşten sonra pamuğun yandığını mı görmekteyiz?
Bu soru ilk bakışta gereksiz bir ayrıntı gibi görünebilir. Oysa Tanrı’nın kudreti, tabiat kanunları, mucize, insan özgürlüğü, bilimsel bilgi ve evrendeki düzen gibi pek çok temel mesele bu sorunun içinde bulunmaktadır.
Gazâlî’den önce Aristoteles ve İbn Sînâ çizgisinde, varlıkların kendilerine özgü tabiatları ve etki güçleri olduğu kabul ediliyordu. Ateş yakıcı, su ıslatıcı, keskin bir cisim kesici özellik taşıyordu. Uygun şartlar meydana geldiğinde sebep kendi sonucunu doğuruyordu.
Bu anlayışta ateş pamuğa dokunduğunda, ateşin tabiatında bulunan yakıcılık pamuğun yanmasına yol açar. Bununla birlikte İbn Sînâ, sebepleri Tanrı’dan bağımsız güçler olarak görmez. Bütün varlıklar ve sebepler zinciri sonunda “Zorunlu Varlık” olan Tanrı’ya dayanır.
Dolayısıyla İbn Sînâ’nın görüşü şöyle özetlenebilir.
Ateş, Tanrı’nın ona verdiği tabiat ve özellik gereğince pamuğu yakar.
Gazâlî ise İbn Sînâ’nın bu görüşüne, özellikle ilişkinin zorunlu sayılması bakımından itiraz eder: Birlikte gerçekleşmek, zorunlu olarak birbirini meydana getirmek demek değildir.
Gazâlî, Tehâfütü’l-Felâsife adlı eseride sebep-sonuç ilişkisini tartışır. Onun en tanınmış örneği ateş ile pamuk arasındaki ilişkidir.[2]
Ateş pamuğa değdiğinde pamuğun yandığını görürüz. Ancak gördüğümüz şey, ateşle temasın ardından yanmanın meydana gelmesidir. Ateşin içinde bulunan bağımsız bir gücün yanmayı zorunlu olarak oluşturduğunu doğrudan gözlemleyemeyiz.
Gazâlî’ye göre; iki olayın sürekli birlikte meydana gelmesi, birinin diğerini zorunlu olarak meydana getirdiğini........
