ATSIZ'I BAHANE EDEREK ATATÜRK'E VE CUMHURİYET'E SALDIRMAK
“Arkasında olmasaydı şanlı mâzi,Bu milletten çıkar mıydı bir büyük Gazi?”— Hüseyin Nihal Atsız, Toprak–Mazi [1]
Bu makalede sol polemik ile Ümmetçi İstismar arasında Türkçülüğün yeri konumlandırılmaya çalışılacaktır.
Hüseyin Nihal Atsız’ın yukarıya aldığım bu iki mısraı, onun Gazi Mustafa Kemal’i Türk tarihinden kopuk bir tesadüf olarak değil; Türk milletinin derin tarihî birikiminden çıkan büyük bir şahsiyet olarak gördüğünü göstermektedir. Bu sebeple Atsız’ın CHP yönetimine, tek parti devrine veya “Kemalizm” adıyla resmîleştirilen ideolojik kalıba yönelttiği sert eleştirileri alıp onu doğrudan Atatürk düşmanı göstermek ilmî değil, seçmeci ve polemikçi bir okumadır.
Türkiye’de fikir tarihinin en büyük talihsizliklerinden biri, bazı isimlerin kendi bütünlüğü içinde değil, güncel ideolojik hesaplaşmaların malzemesi olarak okunmasıdır. Atsız da bu isimlerden biridir. Kimi çevreler onu bütünüyle kutsallaştırır; kimi çevreler ise birkaç sert cümlesinden hareketle onu Türkçülük tarihinden silmeye çalışır. Daha tehlikelisi şudur: Birbirine zıt gibi görünen bazı çevreler, Atsız’ı bahane ederek aslında Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk millî devlet fikrine saldırmaktadır.
Son zamanlarda medyada, köşe yazılarında ve bazı sosyal medya gruplarında Atsız’ın Orkun dergisindeki ve çeşitli makalelerindeki “Kemalizm”, “Halk Partisi”, “inkılap yobazları”, “diktatörlük”, “devşirmeler”, “masonlar” gibi sert ifadeleri alt alta dizilerek onun Atatürk düşmanı olduğu ileri sürülmektedir. Bu yöntem yeni değildir. Bir tarafta aşırı sol veya sol-Kemalist polemik diliyle Atsız’ı “Atatürk düşmanı”, “gerici”, “faşist”, “Amerikancı” yahut “siyasal İslam’ın fikir babası” gibi göstermeye çalışan yazılar vardır. Diğer tarafta ise ümmetçi ve tarikatçı çevrelerin, aynı alıntıları tersinden kullanarak “Bakın, Türkçü Atsız da Kemalizm’e karşıydı” demeye getiren seçmeci paylaşımları vardır.
İşte asıl mesele buradadır. Atsız düşmanlığı ile Atatürk düşmanlığı, görünüşte birbirine zıt iki cepheden yürütülse de, sonuçta aynı noktada birleşebilmektedir: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu aklını, Türk milletinin devletleşme iradesini ve millî kimlik temelini tartışmalı hâle getirmek.
Atsız’ın metinlerini okurken ilk dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Atsız’ın sert eleştirilerinin büyük bölümü, doğrudan Atatürk’ün tarihî şahsiyetinden çok, Atatürk sonrasında oluştuğunu düşündüğü CHP yönetimine, bürokratik kadroların yetersizliğine Türklük ruhuna yabancılıklarına , Batıcılığı taklitçilik hâline getiren zihniyete ve “Kemalizm” adıyla dondurulduğunu düşündüğü resmî ideolojiye yöneliktir. Siyaset bilimci Can Kakışım’ın akademik çalışmasında da Atsız’ın Atatürk’ün şahsına yönelik genel bir saygıyı korumakla birlikte, Kemalizm’i ideoloji olarak eleştirdiği belirtilmektedir [2]. Zaten Kemalizm hakkındaki görüşlerini Atsız Orhun dergisinin1951 21. sayısının baş makalesinde Milli Birlik başlığıyla anlatmıştır. Burada tamamen vasıfsız İnsanların yarattığı Kemalizm ideolojisi hedef alınmıştır. Falih Rıfkı Atay’ın vb. Atatürkçü anlayışı tenkit edilmiştir. İnönü devri Atatürkçülüğü ile gerçek Atatürkçülük farklıdır. Bu ayrım yapılmadan, Atsız’ın bütün fikir dünyasını “Atatürk düşmanlığı” kavramına hapsetmek ilmî bir yöntem değildir.
Atsız’ın “Millî Birlik” başlıklı yazısında kullandığı dil gerçekten serttir. Orada Halk Partisi yönetimini, Kemalizm’i ve “ırkçılık” karşıtlarını ağır ifadelerle eleştirir [3]. “Kurucular Meclisi” yazısında ise 1923-1950 dönemini çok ağır bir dille hedef alır [4]. Bu ifadeler tarihî ve siyasî bakımdan tenkit edilebilir; hatta Atatürk devrini bu derece sert cümlelerle mahkûm etmek haksızdır. Fakat bir fikir adamının dönemsel polemik dili ile bütün hayatını, bütün eserlerini ve temel ülküsünü birbirine karıştırmak da doğru değildir.
1950 sonrasında Demokrat Parti’nin iktidara gelişi, tek parti dönemine karşı biriken tepkiler, Soğuk Savaş iklimi, Sovyet tehdidi, Türkçü çevrelerin CHP yönetimiyle yaşadığı gerilimler ve 1944 Türkçülük-Turancılık Davası’nın oluşturduğu kırılma, Atsız’ın sert dilini besleyen tarihî şartlardır. Bu bağlamı yok sayarak Atsız’ın her cümlesini bugünün siyasî kalıplarıyla yargılamak sağlıklı değildir ve yanlıştır.
Burada aşırı sol polemiğin temel hatası şudur: Atsız’ın CHP’ye, Kemalizm’e ve tek parti dönemine yönelik sert eleştirilerini alıp, buradan bütün Türkçülüğü Atatürk düşmanlığıyla eşitlemektedir. Oysa Türkçülük ile Atatürkçülük birbirine düşman kavramlar değildir. Aksine Atatürk, Türk milletini ümmet kimliğinden modern millet kimliğine taşıyan, Türk adını devletin merkezine yerleştiren, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi kurumlarla millî kimliği ilmî temellere oturtmaya çalışan kurucu iradedir. Atsız bu kurumların destekleyicisi........
