MİRASIN ESARET ESTETİĞİ: SANATIN YENİ SAVAŞ KİMLİĞİ
Medeniyetin ‘’bu gece’’ öleceği, bir ekran parıltısından süzülen uğursuz bir bildirimle duyuruldu. Basit bir jeopolitik tehdit değil bu. Varlığın zamansal sürekliliğine indirilmiş körelmiş bir darbe. "İran medeniyetini" hedef alan o hantal retoriği, modern savaşın artık sadece biyolojik bedenleri değil, bir halkın varoluşsal iskeletini kırma niyetini ifşa ediyor. Hafıza artık ikincil bir hasardan çıkıp, asıl hedef haline geldi. Achille Mbembe’nin nekropolitika kavramının estetik bir genişlemesiyle karşı karşıyayız. Kimin hafızasının yaşamaya değer olduğuna dair verilen kaba, egemen bir karar bu. Tarihsel olanın imhası, sadece bir mekânın yok edilmesi değildir. Bir öznenin dünyada bulunuş imkânının, yani onun tarihsel koordinatlarının silinmesidir. Belki de asıl mesele öldürmek değil, hiç var olmamış gibi yapmaktır.
Gülistan Sarayı’nın duvarında beliren taze bir çatlak, mimari bir hasardan fazlasını söyler. Walter Benjamin’in teknik yeniden üretimle sarsıldığını iddia ettiği o tekil aura, bu kez bir füze başlığıyla atomlarına ayrılıyor. Bir müzenin koordinatlarını hedef tahtasına oturtmak, düşmanın sadece bugününü değil, yarın inşa edeceği "dün"ü de çalmaktır. Onu dilsiz bir boşluğa mahkûm etmek... Karşımızdaki bu tabloya "estetik soykırım" demek bir tercih........
