NATO ÜLKESİNDE SOLCU OLMAK
Hakim kalabalığın içinde ve fakat o kitlenin dışında bir kültüre, dine, inanca yahut ideolojiye mensup olmak her zaman belalı iştir. Örneğin nüfusunun ’nı Hristiyan olan bir ülkede Müslüman olmak, nüfusun ’ının sünni olduğu bir toplumda Kızılbaş-Alevi olmak, nüfusun ’ının beyaz olduğu bir şehirde siyah olmak… Gerçekten zordur.. Hep tedirgin, hep endişeli, her an tetikte ve gözünüz kulağınız her daim kapıda, pencerede olacaktır. Hele bir de hukuk sisteminin tam oturmadığı bir memleketteyseniz, işiniz çok daha zor demektir.
Diyelim ki yukarıdaki örneklerde işin bir miktar “kader payı” vardır. Yani herkesin beyaz olduğu bir şehirde siyahî bir ailede doğmuş olmanızda kaderin rolü elbette büyüktür. Peki bir NATO ülkesinde, bizzat kendi aklınızın ve duygularınızın bir kararı olarak “solcu” olmaya kalkmak nasıl bir ruh halidir? Yani düşünün, dünya Atlantik ve Sovyetler adıyla karpuz gibi ikiye bölünmüş, taraflar birbirleriyle muazzam bir kavgaya tutuşmuşlar, ortalıkta casuslar, ajanlar, darbeler, askeri işgaller, atom bombası tehditleri vs. uçuşuyor. Ve böyle berbat bir iklimde NATO üyesi bir ülkede bir miktar adam çıkıyor sahneye ve “NATO’ya” Hayır! diyor, “Kahrolsun Amerika” diyor. Hatta bununla da yetinmiyorlar, “Yaşasın Sosyalizm” diye haykırıyorlar ki, herhalde çılgınlığın pik........
