BÜYÜYEN RAKAMLAR, KÜÇÜLEN EKMEKLER
Bir ülkenin gerçek aynası, ışıltılı caddelerdeki lüks vitrinler ya da makroekonomik raporlardaki büyüme oranları değildir. O ayna; sabahın erken saatlerinde rızkını aramak için yola düşenlerin adımlarında, semt pazarının akşam saatlerinde tezgâhta kalanları hesaplayan ellerde ve evine eli boş dönmenin yarattığı o sessiz çığlıkta gizlidir.
Bugün Türkiye’nin bu aynasına baktığımızda, karşımıza keskin çizgilerle bölünmüş iki ayrı dünya çıkıyor.Bir tarafta milyonların, fonların ve milyarlık ihalelerin havada uçuştuğu o ihtişamlı masalar var. Oradakiler için para, üzerine düşünülecek bir geçim aracı olmaktan çoktan çıkmış; harcandıkça çoğalan, hesabının tutulmasına bile gerek duyulmayan soyut bir rakamdan ibaret. Hayat onlar için konforun ve lüksün içinde akıp gidiyor.
Aynı ülkenin sınırları içinde, sadece birkaç sokak ötede ise bambaşka bir gerçeğin, açlık ve yoksulluk sınırlarıyla çizilen bir hayatta kalma mücadelesinin tam ortasındayız. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) verilerine göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken açlık sınırının otuz binli rakamları geride bırakıp kırk bine dayandığı, kiralar, faturalar, ulaşım ve eğitim gibi zorunlu masraflarla........
