menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahipsiz şehirlerin içinde yaşamak

22 0
26.02.2026

Trafik kurallarına kimsenin uymadığını gördüğümde, kaldırıma park edilmiş araçların bir anlığına bile tereddüt edilmeden bırakıldığını izlediğimde, parkta görevli olmasına rağmen çöplerin günlerce toplanmadığına tanık olduğumda ya da kırık bir bankın, sökülmüş bir oyun grubunun aylarca onarılmadan beklediğini gördüğümde içimde aynı duygu beliriyor. Sahipsizlik.Bu yalnızca estetik bir rahatsızlık değil. Bu, kamusal vicdanın zayıfladığına dair bir işaret.Bir şehir, asfalt ve beton yığınından ibaret değildir. Şehir, görünmeyen bir sözleşmedir. Ben kurala uyacağım, sen de uyacaksın. Ben ortak alanı koruyacağım, kamu da onu gözetecek. Bu sözleşme sessizdir ama güçlüdür. Ancak ihmal büyüdükçe, kuralsızlık normalleştikçe o sözleşme aşınır. Ve aşınan şey yalnızca düzen değil, güven duygusudur.Hatalı park eden bir araç, sadece yanlış yere bırakılmış bir otomobil değildir. “Ben yaparım, kimse bir şey demez” düşüncesinin kamusal alana yazılmış halidir. Kaldırımın yayaya ait olduğu bilgisi bir anda silinir. Ortak alan, kişisel konfora teslim edilir. Bu küçük gibi görünen eylem aslında büyük bir zihniyeti temsil eder.Benim........

© Anayurt