menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şu AI meselesi…

15 0
28.02.2026

Günümüzde yapay zekâ (AI) hakkında düşünceler iki uç arasında salınıyor gözlemlediğim kadarıyla. Ya büyük bir devrim anlatıları yazılıyor ya da kıyamet senaryosu kuruluyor. Oysa ben, ne teknolojiyi ölümüne kutsamak ne de şeytanlaştırmak niyetindeyim. Lakin, AI’nin bu hızla ve bu kontrolsüzlükle yaygınlaşmasını da pek sağlıklı ve makul bulmadığımı paylaşmak isterim. En çok da toplumsal ve bireysel yaşamımızda şimdiden yarattığı kırılmalar, mevcuttaki ve gelecekteki olası tesirleri münasebetiyle…

Yapay zekâ artık sadece teknik bir yazılım değil. Neredeyse insanların harici bir uzvu, organı haline geldi geliyor tüm becerileri ve kolaylaştırıcılığıyla. Araştırıyor, veri topluyor, öğreniyor, analiz yapıyor, görsel üretiyor, hatta üslubunuza, tutumunuza göre size verdiği karşılıklarda duygusal ton taklit ediyor. Üstelik çoğu saatlerimizi, günlerimizi, haftalarımızı ve hatta aylarımızı alacak birçok işi, saniyeler içinde bizimle buluşturuyor. Hayatımızı büyülü biçimde kolaylaştırmasını bir yana bırakalım, insan varoluşuna içkin üretim biçimi ve üretim ilişkilerini bu yönüyle doğrudan etkiliyor ki; ben AI teknolojilerinin bu yönünü kesinlikle masum bulmuyorum. AI’nin becerileri ile üretim kolaylaşıyor ama düşünme süresi kısalıyor; akli kapasitemizin ve irademizin yerine gönüllü biçimde bir soyut aygıtı koymayı tercih ediyoruz.  Ve bu dönüşümün uzun vadede neye yol açacağını hiç birimiz bilmiyoruz…

Bu kadar niteliğe değil niceliğe odaklanmış; hızın/çabukluğun (her gün neye yetişmeye çalıştığımızı şahsen hala çözemiyorum) derinliğin, vasfın ve idealin önüne geçtiği bir çağda, AI ile yol yürüyecek bir insanlığın geleceğini distopik buluyorum doğrusu; varsın olsun birileri beni bundan sebep bağnaz olmakla itham etsin.

Meseleye sosyal bilimci gözüyle ve tarihsel diyalekle baktığınızda, her teknolojik gelişmenin esasen toplumsal bir düzenleme aracı olduğunu görürsünüz. Misal, matbaanın icadı bilgiyi çoğalttı ama aynı zamanda otoriteyi sarstı. Televizyon kamusal alanı genişletti ama aynı anda onu merkezileştirdi. Ama şimdi yapay zekâ mevzusuna geldiğimizde, onun insanlığı değiştirip dönüştürmek adına potansiyeli ve etkileri üretim süreçlerimize sızması ve ayırt edici bilişsel özelliklerimizin yerine geçmesi sebebiyle oldukça sinsi. 

Ayrıca eşitsizlik boyutunu da görmezden gelemeyiz. Yapay zekâ sistemleri mevcut verilerle, kullanıcıdan aldığı direktiflerle eğitiliyor ve haliyle mevcut toplumun izlerini taşıyor. Eşitsizliklerin, önyargıların, güç ilişkilerinin içinden geçerek öğrenmeye programlanmış bir aygıtın, tarafsızlık ve etik içinde yarın teknik olarak kamusal hizmetlere yanıt verebilecek düzeyde olduğu varsayımı bence başlı başına sorunlu. Bu da zaten bu konjonktürde modern demokratik ilkelerin zedelendiği çağımızda, çoktan batmış hesap verilebilirlik mekanizmasını hepten bulandıracaktır.

Bir başka boyut da bağımlılık. Günlük hayatta her konuda AI’den faydalanmak, ona sığınmak gibi refleksler gelişirse, bireysel muhakeme alanımız daralabilir. Elbette karar verme yükünü paylaşmak insanı hafifletir. Ancak karar verme sorumluluğunu ve öz iradeyi devretmek başka bir şeydi ki; bu çizgi yapay zekâ bir kere aşılırsa bunun neticelerini hayatlarımızın her katmanında sıkıntılı biçimde tecrübe ederiz.

Elbette yapay zekâdan bütünüyle uzak durmak gerçekçi değil. Ben yapay zekâya tamamen kapıları kapatalım demiyorum. Ancak her yeni teknolojide olduğu gibi, önce sosyal etkisini tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğitimde nasıl kullanılmalı? Kamusal alanda hangi sınırlar olmalı? Meslek etiği nasıl korunacak? Bu ayrımların ve tartışmaların yapılmadan yapılmadan AI’nin sorgusuzca kabullenilerek hayatımızda olağan bir yer edinmesinin acelecilik olduğu fikrindeyim.

Teknoloji her daim ilerleyecek. Asıl mesele, toplumun ve insanın bu ilerlemeye hangi bilinçle eşlik ettiğidir. Yapay zekâ uygulamaları yaşantımızda yer alacak, bu açık. Ama kontrolsüzce böyle bir teknolojiyi hayatımızın merkezine ve insan aklının kabiliyeti ve işlevselliğin yerine koymanın bedellerini de sorgulamanın ve AI’nin insan hayatına mahsus her alanda yaygınlaştırılmasına ihtiyatlı yaklaşmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Yaşamak ve var olmak sadece verimlilik değil; düşünme biçimimiz, hakikat anlayışımız ve toplumsal dengemiz bütünlüklü bir bağ. Bu bağı çözebilecek her türlü müdahale, hız, maddi kâr ve otonomluğu besleyen girişimler görünürde faydalı da olsa (öyle pazarlansa demek daha doğru) insanlığın sonunu getirebilir.


© Anayurt