Amerikan rüyasının acı sos meselesi
Önce yiğidi öldürüp hakkını teslim edeyim; önüme gelen hamburger gerçekten çok lezzetliydi. Eti tek kelimeyle muazzam, şekli ise simetrik bir kusursuzluktaydı. Üstelik o kadar sıcak ve taze geldi ki, bir an için fast-food sektörünün zirvesinde, yeme-içme dünyasının nirvanasında olduğumu hissettim.
Tepsime baktığımda her şey mükemmel görünüyordu; susamlı ekmeğin arasında parlayan kusursuz bir yıldız, altın sarısı patates kızartmaları, ferahlatıcı bir içecek ve statükonun sarsılmaz bekçileri: Birer paket ketçap ve mayonez.
İşte tam bu noktada, içimdeki o sıradanlığa başkaldırma dürtüsü devreye girdi. Tatlı ve güvenli olanı reddedip, o dili yakan, baharatlı alternatifle yüzleşmek istedim. Kasadaki görevliye, son derece makul, adeta bir takas ekonomisi naifliğinde o masum teklifi sundum: "Ketçap ve mayonezi alıp, yerine acı sos verebilir misiniz?"
Ve işte o an, kasanın arkasındaki dijital ekranda beliren ek ücret talebiyle, Kafka'nın Dava'sında neyle suçlandığını bilmeden yargılanan bir sanık gibi hissettim. O muazzam lezzetteki hamburgerin büyüsü, yerini bir anda soğuk bir bürokratik engele bıraktı. Kendi........
