menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beş deniz arasında Türkiye: Kalpgah coğrafya mı, kapasite mi?

12 0
11.05.2026

SETA Dış Politika Araştırmacısı Dr. Tunç Demirtaş, beş deniz havzası ekseninde Türkiye’nin stratejik konumunu ve dış politika yaklaşımını AA Analiz için kaleme aldı.

Jeopolitik düşünce, uzun süre haritaya bakarak yazıldı. Heartland Teorisi, Avrasya’nın içlerini kalpgah olarak tarif ederken gücü büyük ölçüde kara kontrolüne bağladı. Günümüzde ise bu çerçeve tek başına yeterli değil. Güç, artık sadece sınır çizmekle ya da belirli bir alanı kontrol etmekle ölçülmüyor. Ticaret, enerji, veri, güvenlik ve diplomasi, sürekli hareket halinde. Bu hareketi okuyabilen, yönlendirebilen ve kriz anlarında düzenleyebilen aktörlerin etkisi artıyor.

Akdeniz, Karadeniz, Hazar, Kızıldeniz ve Basra Körfezi birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin konumu daha farklı bir anlam kazanıyor. Bu beş deniz havzası, tek tek su kütlelerinden ibaret değil. Küresel ticaret yolları, enerji hatları, liman rekabeti, deniz altı iletişim kabloları, askeri varlık ve kriz dinamikleri burada iç içe geçmiş durumda. Hürmüz Boğazı, Babülmendeb, Süveyş Kanalı, İstanbul ve Çanakkale Boğazları, bu hattın dar geçitleri olarak bulunuyor. Bu geçitlerden birinde yaşanan aksama, ABD/İsrail-İran Savaşı’nda görüldüğü üzere kısa sürede bölgesel ve küresel sonuçlar üretebiliyor.

Nitekim Türkiye, bu hattın merkezinde yer alıyor fakat Türkiye’yi önemli kılan unsur, sadece coğrafi konumu değil. Asıl mesele, farklı havzalarda aynı anda var olabilme, krizleri okuyabilme ve değişen dengelere göre pozisyon alabilme kapasitesidir. Bu nedenle kalpgah kavramı, bugün yalnızca haritada işaretlenen bir merkez olmanın ötesinde akışları düzenleyebilme ve istikrar üretebilme kabiliyeti olarak okunmalıdır.

Beş deniz havzasından konjonktürel rasyonalizme

Bu coğrafya, yeni bir stratejik alan değil. 11. yüzyıldan itibaren “Beş Deniz Yaylası” olarak anılan bölge, göçlerin, ticaretin, askeri hareketliliğin ve kültürel etkileşimin kesiştiği bir alandı. İnsanlar, mallar, fikirler ve ordular, bu hat üzerinde hareket ediyordu. O dönem için belirleyici olan atlı hareketlilikti. Bugün ise enerji hatları, konteyner gemileri, veri akışları, yatırım hareketleri ve diplomatik temaslar, aynı işlevi farklı araçlarla sürdürüyor. Araçlar değişti ama coğrafyanın hareket üretme niteliği devam ediyor.

Osmanlı deneyimi de bu sürekliliği anlamak açısından önemli bir örnek sunuyor. Osmanlı Devleti, yüzyıllar boyunca Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahraaltı Afrika’nın belli........

© Anadolu Ajansı Analiz