menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıfır Atık vizyonu: Atığı değil, döngüyü yönetmek

19 0
28.08.2026

Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türkiye'de plastik atık sorunuyla mücadelede izlenebilecek yolları ve Sıfır Atık Projesi'nin bu süreçteki rolünü AA Analiz için kaleme aldı.

Bir plastik ürünün hayatımızdaki birkaç dakikalık kullanımı ile doğadaki etkisinin onlarca hatta çok daha uzun yıllara yayılan hikayesi arasındaki çelişki, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel meselelerden biridir. Ancak plastik meselesini yalnızca doğaya bırakılan bir şişe, sahile vuran bir poşet veya geri dönüşüm kutusuna atılmayan bir ambalaj üzerinden okumak artık yeterli değildir.

Türkiye'nin önündeki asıl mesele, plastiğin kendisinden ziyade plastik döngüsünü nasıl yöneteceğimizdir. Bu yaklaşımın Türkiye'deki en güçlü karşılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde dünyaya yayılan Sıfır Atık Hareketi'dir. Sıfır Atık, başlangıçta atıkların azaltılması ve geri kazanılması hedefiyle ortaya çıkmış olsa da bugün çok daha kapsamlı bir dönüşüm vizyonuna işaret etmektedir. Bu vizyon bize, atık ortaya çıktıktan sonra ne yapacağımız kadar, o atığın neden ortaya çıktığını ve üretim-tüketim sistemimizi nasıl değiştirebileceğimizi de sormamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

Plastik konusunda da ihtiyacımız olan tam olarak budur.

Plastik sorunu, atık kutusundan çok daha büyük

Plastikler sanayiden tarıma, sağlıktan gıdaya, ulaştırmadan turizme kadar hayatın hemen her alanında stratejik işlevler üstleniyor. Hafif, dayanıklı, ekonomik ve çok yönlü olmaları nedeniyle plastikleri bir gecede hayatımızdan çıkarmak ne gerçekçidir ne de doğru bir politika yaklaşımıdır.

Sorun, plastiğin varlığı değil, gereksiz kullanım, kısa ömürlü tüketim modelleri, tek kullanımlık ürünler ve kullanım sonrasında malzemenin ekonomiye yeniden kazandırılamamasıdır.

Dünya genelinde yıllık plastik üretimi 400 milyon tonun üzerine çıkmış durumda. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, plastik üretimi 2000-2019 döneminde 234 milyon tondan 460 milyon tona yükseldi. İlave politika tedbirleri alınmadığı takdirde küresel plastik atığının 2060'a kadar yaklaşık üç katına çıkması bekleniyor.

Bu tablo bize açık bir mesaj veriyor: Bugünün yöntemleriyle yarının plastik sorununu çözemeyiz.

Türkiye açısından da mesele yalnızca çevre politikası değildir. Plastik, üretim, istihdam, ihracat, enerji, hammadde, dış ticaret, teknoloji ve rekabet gücüyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla plastik dönüşümünü çevre ile ekonomi arasında bir tercih olarak değil, çevresel sorumluluk ile ekonomik rekabetçiliği aynı anda güçlendirecek bir dönüşüm alanı olarak görmeliyiz.

Çözüm, plastiğin yaşam döngüsünü değiştirmekte

Bugün plastik atık konusunda en sık yaptığımız hata, sorunu ürünün kullanımından sonra başlatmaktır.

Oysa doğru soru şudur: Bir ürün tasarlanırken geri dönüştürülebilir mi? Yeniden kullanılabilir mi? Daha az malzemeyle üretilebilir mi? İçinde geri dönüştürülmüş hammadde kullanılabilir mi? Kullanım ömrü uzatılabilir mi? Kullanım sonrasında ekonomik değerini koruyabilir mi?

Bu nedenle Türkiye'nin plastik politikası, ham madde temininden tasarıma, üretimden tüketime, yeniden kullanımdan toplama, ayrıştırma, geri dönüşüm ve geri kazanıma kadar bütün yaşam döngüsünü kapsamalıdır.

Burada özellikle eko-tasarım yaklaşımını öne çıkarmamız gerekiyor. Çünkü bir ürünün geri dönüşüm performansının önemli bir bölümü, o ürün daha piyasaya çıkmadan belirleniyor. Yeniden kullanılabilir, yeniden doldurulabilir, tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir ürünlerin tasarım aşamasında teşvik edilmesi, plastik atık sorunuyla mücadelede en etkili araçlardan biri olacaktır.

Bunun yanında yeniden kullanım ve yeniden dolum sistemlerinin yaygınlaştırılması, tek kullanımlık ürünlere olan bağımlılığın azaltılması ve tüketicinin sürdürülebilir seçeneğe erişiminin kolaylaştırılması gerekiyor. Çünkü plastik kullanımını yalnızca bireyin iradesine bırakmak yeterli değildir. Sürdürülebilir tercih, aynı zamanda erişilebilir, ekonomik ve uygulanabilir bir tercih olmalıdır.

Türkiye'nin güçlü birikimini yeni bir aşamaya taşımalıyız

Türkiye, sıfır atık konusunda son yıllarda önemli bir kurumsal ve toplumsal kapasite oluşturdu. Bu birikimin yeni hedefi, plastik döngüsünü daha güçlü biçimde yönetmek olmalıdır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un sıfır atık ve plastik politikalarına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşım da bu dönüşümün önemli unsurlarından birini oluşturuyor. Bakan Kurum, Sıfır Atık'ın yalnızca atıkların toplanması değil, kaynakların korunması ve geleceğin güvence altına alınması anlamına geldiğini vurgularken; Depozito Yönetim Sistemi ve geri dönüştürülemeyen tek kullanımlık plastiklerin azaltılmasına yönelik düzenlemelerle sistemin daha ileri bir noktaya taşınmasına işaret ediyor.

Özellikle geri dönüştürülemeyen tek kullanımlık plastiklerin yerine geri dönüştürülebilir veya biyobozunur alternatiflerin geliştirilmesine yönelik yaklaşım, plastik dönüşümünde yalnızca "atığı toplama" değil, ürünü ve sistemi değiştirme anlayışının önemini ortaya koyuyor.

Bu yaklaşımın önümüzdeki dönemde........

© Anadolu Ajansı Analiz