menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail'in insandışılaştırma politikası: Lübnan'da küller, Negev'de timsahlar

9 0
26.08.2026

Filistinli Mahkumlar Derneği Başkanı Raed Mohammed Mahmood Amer, İsrail'in hapishanelerdeki timsah hendeği planı ile Güney Lübnan'daki ekokırım politikası arasındaki bağlantıyı AA Analiz için kaleme aldı.

Güney Lübnan'daki ormanların ve zeytinliklerin yakılmasıyla, Filistinli siyasi tutukluları timsahlarla kuşatma planı arasındaki ortak nokta nedir? İlk bakışta, neredeyse hiçbir şey. Biri çevresel bir yıkım, diğeri ise absürt ve grotesk sözde bir "hapishane güvenliği" tasarısı. Ancak ikisi birlikte ele alındığında, İsrail politikalarına dair çok daha derin bir gerçeği gözler önüne seriyorlar: Toprağın, doğanın ve insanın ortadan kaldırılması, zapt edilmesi veya cezalandırılması gereken birer engele indirgendiği bir güç anlayışı. Buradaki mesele sadece İsrail'in işgal ettiği, zaten insansızlaştırılmış toprakları neden yaktığı değil, asıl ve daha önemli olan soru, böylesi bir yıkımla aslında neyin hedeflendiğidir.

Güney Lübnan'daki ormanlar ve tarım arazileri, İsrail'in askeri operasyonları boyunca defalarca yakıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsrail'in bölgedeki nüfusun yoğun olduğu yerleşim alanlarında beyaz fosfor kullandığını belgeledi. Örgüt bu tür saldırıların evleri, tarım alanlarını ve diğer sivil unsurları tutuşturabileceği uyarısında bulunarak, bunların ayrım gözetmeyen, yasa dışı saldırılar sayılabileceğine dikkat çekti. Öte yandan Lübnan hükümetinin raporları ve bilimsel araştırmalar, içinde on binlerce zeytin ağacının da yer aldığı binlerce hektarlık orman ve tarım arazisinin yandığını ya da ağır hasar gördüğünü ortaya koyuyor.

Siviller evlerinden edilmiş, köyler insansızlaştırılmış ve bölge tamamen askeri denetim altına alınmışken halkın can damarı olan ormanları, meyve bahçelerini ve tarlaları yakmaya devam etmenin amacı ne olabilir? Çatışmalar yatışıp da bizzat toprağın kendisi hedef haline geldiğinde, yaratılan yıkım bambaşka bir boyut kazanır. Artık mesele yalnızca askeri bir zafer elde etmek değil, o coğrafyayı yaşanmaz kılmak ve insanların topraklarıyla olan bağını koparıp atmaktır. Verilen mesaj son derece ürkütücü ve net: Bir gün geri dönmenize izin verilse bile, hayatınızı sürdürmenizi sağlayan o tarlaların, zeytinliklerin ve ormanların kasıtlı olarak küle çevrildiği gerçeğiyle yüzleşeceksiniz.

İşte bu yüzden, her ne kadar ihtiyatlı yaklaşılması gerekse de "ekokırım" kavramının kullanılması büyük önem taşıyor. Ekokırım, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Roma Statüsü'nde henüz başlı başına bir suç olarak yer almıyor. Kavramın beşinci bir uluslararası suç olarak statüye eklenmesine dair tartışmalar hala devam ediyor. Ancak müstakil bir ekokırım suçunun tanımlanmamış olması, doğanın tahrip edilmesinin hukuken karşılıksız kalacağı anlamına gelmez. Uluslararası insancıl hukuk, halihazırda sivil hedefleri koruma altına alırken, sivillere ve çevreye orantısız zarar veren saldırıları da kısıtlamaktadır.........

© Anadolu Ajansı Analiz