İyi insan olmak neden yetmiyor?
İyi insan olmak eskiden bir meziyet gibi anlatılırdı. Büyüklerimiz çocuklarına dürüst olmayı, kimsenin hakkına girmemeyi, ihtiyaç sahibinin elinden tutmayı, büyüğünü sayıp küçüğünü korumayı öğütlerdi. İnsan, sahip olduğu makamla değil, arkasında bıraktığı iyiliklerle ölçülürdü. Bugün ise başka bir çağın içinden geçiyoruz. Sanki iyi olmak tek başına yetmiyor. Çünkü artık birçok yerde insanın nasıl biri olduğundan önce, kimleri tanıdığına, ne kadar güçlü olduğuna ve hangi kapının anahtarını elinde tuttuğuna bakılıyor.
Bunun en ağır tarafı da şu: İnsan bir süre sonra kendi iyiliğinden şüphe etmeye başlıyor. “Ben nerede yanlış yaptım?” diye soruyor. Oysa belki de yanlış yaptığı hiçbir şey yok. Sadece dürüst kalmayı seçtiği için geride kalmış, hakkını almak için başkasının hakkına girmemiş, yükselmek için bir başkasını aşağı çekmemiştir. Fakat hayat ona bazen acımasız bir ders verir: İyi olmak ile güçlü olmak aynı şey değildir. Ve güç, ahlakla birleşmediğinde, iyiliğin sesini kolayca bastırabilir.
Bugün liyakatten çok ilişkinin, emeğin önüne geçen bağlantıların, hakkın önüne geçen hatırın konuşulduğu her yerde aslında yalnızca bir insanın değil, toplumun adalet duygusu yara alıyor. Bir genç yıllarca çalışıyor,........
