Ne yapmalı nasıl yapmalı 2
Bir önceki yazıyı "mücadelenin değerlerini kendi bireysel ikballeri için kullananlar sert kayaya çarpacak" tespitindeki sert kayanın ne olduğu sorusu ile bitirmiştim. Bu tespitte iki şey önemlidir: birincisi sözü edilen şey esasen bireyler değildir. Karşı karşıya olduğumuz şey tekil bireyler değil; bir yapıdır, bir zihniyettir. İkincisi ve dolayısıyla "sert kaya" da bireyler veya çeşitli mücadele grupları olamaz. "Sert kaya" 30 yılın ardından son dönemde hapishaneden çıkan 50-100 temiz dürüst arkadaş olamaz. Çünkü bu arkadaşlar da son tahlilde birer bireydirler ve 30 yıldır sahadaki değişimlere ve devasa bir gövdeye kavuşan Kürt siyasi hareketine vakıf değiller. Diğer taraftan"sert kaya" son 15 yıldır mevkiye, yetkiye, talimatla iş yürütmeye alışmış, koltuk avcılığını normalleştrmiş ve birçok güç, iktidar ilişkisine karışmış, seçkinci güç merkezlerine dönüşmüş legal alan kadroları da olamaz. Çünkü bu kesim ne yazık ki verili zihniyetleri ve girdikleri güç iktidar ilişkileri itibariyle yeni paradigmaya en zıt kesimdir gerçekte. Aynı şekilde "sert kaya" mevcut kurumlar ve yapılar da değildir. Çünkü kurum ve yapıların her biri mikro devletçi zihniyete sahip, kendi iktidar alanına kimse karışmasın dışında bir derdi olmayan durumdadırlar. Peki sert kaya nedir, kimdir? Bana sorarsanız en sert kaya halkla birlikte yeni paradigmanın kendisidir. Yani demokratik toplum paradigması. Eğer bir sert kaya yaratmak istiyorsak her yerde yeni paradigmayı ortaya koymalıyız. Kim olursak olalım her sözümüz, her işimiz, her işleyişimiz demokratik toplum perspektifine uygun olmalı, demokratik olmalıdır. Demokratik olmayan hiçbir şeye pirim vermemeliyiz. Çünkü demokratik toplum paradigması kapalı, bilinmeyen, kamuflajlı ilişki ve siyaset biçimlerini kabul etmez. Bu tür ilişki biçimlerini topluma dayanarak çözmeyi hedefler. Şöyle diyebiliriz: ne kadar bilinmeyen, kapalı, kamuflajlı ilişki ve siyaset biçimleri, o kadar anlam ve eylem kayması. Kısaca kim gerçekten bir sert kaya yaratmak istiyorsa, bulunduğu yerde, mücadele içerisinde demokratik kültürü ve ilişkiyi yükseltmelidir. Yanlışların ve eskinin karşısına bireyleri ve kimi mücadele gruplarını dikmek tam da eski dönemin tarzıdır ve çözüm değildir. Derdimiz yapıların ve toplumsal ilişkilerin dönüşümü ise eğer, gerçek bir dönüşüm ancak hiyerarşik iktidar ilişkilerinin radikal bir eleştirisi ve yeni eşitlikçi bir siyasal mücadele kültürünün inşaasıyla mümkün olabilir.
Artık "ne yapmalı?" sorusuna daha somut önermelerde bulunmak mümkündür.
1- Kürt siyasi hareketinde yılların oluşturduğu dokunulmazlık rejimlerine kesin bir biçimde son verilmelidir, yeni dokunulmazlık rejimleri oluşturulmamalıdır. Kadro kimliği, kadın yapısı kimliği, hareketin temsilcileri kimliği, bedel vermiş olmak kimliği, gençlik yapısı kimliği, KHK'lı kimliği, hanedanlığa dönüşen aile kimlikleri... Tüm bu dokunulmazlık rejimleri hiyerarşik, güç merkezli, seçkinleşme dinamiklerini ve iktidar kültürünü yeniden üretmektedir. Bu kimliksel yapıların eleştiriden muaflığına ve ayrıcalığına son verilmelidir. Çünkü demokratik toplum paradigmasında kimliklere dayalı iktidar ve statü oluşturan dokunulmazlık alanlarına yer yoktur. Aksine eşit sorumluluk, eşit katılım ve eşit düzeyde hesap verebilirlik esastır, bütün kimlik alanları topluma karşı hesap verme yükümlülüğüne sahiptir. Zira herhangi bir kimlik alanındaki eksiklik, yetmezlik bütün mücadele alanlarını ve toplumsal ilişkileri etkilemektedir. Klasik kadroya dayalı mücadele kültürü günün sonunda Kürt nomenklaturasını oluşturmuş, bu yapı toplumsal olana yabancılaşmış ve toplumu sadece yönetilmesi gereken bir varlık olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Dönüşüm en başta buradan başlatılmalıdır. Benzer bir durum kadın yapısı için de geçerlidir. 10 yıl öncenin kadın hareketi şimdi sadece kendine yakın olan kadınları esas alarak ve merkezine kadın kadrolaşmasını koyarak kapalı bir güç ve iktidar mekanizmasına dönmüştür. Bunu söylemek kadın özgürlük mücadelesini inkâr etmek değildir. Aksine sokaktaki, mahalledeki, evlerdeki, iş alanlarındaki kadınlardan koparak kapalı bir iktidar merkezine dönmek eril iktidarı üreten bir başka dinamik olmak demektir. Özellikle bu iki alanda başarılabilecek bir demokratik dönüşüm bütün hareketi olumlu olarak etkileyecek ve dönüşümün öncü gücü haline getirecektir bu iki alanı.
2- Uzun süredir tanık olduğum ve izlediğim kadarıyla yapılması gerekenler konusunda iki ana yön şeklinde fikirler ve arayışlar var. Bunlardan biri "öze dönüş" diye özetlenebilecek çözüm fikridir. Öze dönüş ile kastedilen Kürt hareketinin eski kimyasına, karakterine, disiplinine ve eski insanlarına (mücadelenin gerçek sahipleri söylemi) geri dönmesi gerektiğidir. İkinci çözüm önerisi ise ağırlıklı olarak sorunları kişiler düzleminde görerek tepeden aşağıya kadar aktörlerin, yöneticilerin, isimlerin değiştirilerek yola devam edilmesi gerektiği yönündedir. Fakat bana göre bu ikisi de sorunların kaynağını, zamanı ve yeni Kürt toplumunu doğru okuyamamanın ürünü olan çözüm önerileridir. Birincisi öze dönüş diye tarif edilen yol eskidir, yüzeyseldir, kullanım tarihi dolmuştur. Bir kere öze dönüş dediğimiz yerde özün aynı kalmış olması lazım ki, dönebilecek bir yerimiz olsun. Bu da eşyanın tabiatına aykırıdır. Zamanı durdurmak ve geri çevirmek mümkün olmadıkça, sabit öz varsayımı da mümkün değildir ve doğada tekrar yoktur. Hiçbir şey bıraktığımız yerde durmaz. Ne artık Kürt hareketinin eski kimyası, karakteri mümkündür, nede artık Kürt toplumu o zamanki toplumdur. Ve nede "eski insanlarımız" diye tanımlanan insanlar o eski insanlardır (ruh, enerji, bakış açısı, maddi üretim koşulları itibariyle). Kısaca öze dönüş diye tanımlanan çözüm yolu kulağa hoş gelip duyguya sesleniyor olsa da, zamana ve........
