menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürt siyasetinin sınıfla imtihanı/ Kürtlerde sınıf ve sermaye sancısı

13 0
18.10.2026

Şairin dediği gibi: " Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz, onlar aşağıda siyah kalacak! / Balkonunuz çok yüksek sizin, baş döndürüyor./ Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor".

Kürtler de tıpkı diğer uluslar gibi sınıfsız, sömürüsüz, kaynaşmış bir ulus değil. Ulus dediğimiz olgu zaten antagonist sınıfsal ve kimliksel çelişkiler yumağıdır. Ve hiçbir yerde sermayenin merkezinde insan, emek, eğitim, adalet ve toplumsal fayda odaklı yerel kalkınma yoktur. Kürt sermayesi de farklı değildir. Özellikle son bir yıldır Kürt mahallesinde konuşulan konular sınıf meselesinden bağımsız değildir. Kürt hareketi sınıf bakımından ideolojik enerjisini uzun süredir kaybetti. Nepotizm, liyakatsizlik, yozlaşma, bürokrasi, kurumsal çürüme var. Fakat hiçbiri ana kaynak değildir. Sorunların da, halktaki tepkilerin de ana kaynağı sınıfsaldır. Mevzu sınıfsaldır! Kürdistan'daki sömürücü ekonomik düzeni, onun sermaye birikimini, siyaseti kontrol altına alma yöntemlerini ve bunun bozup yeniden ürettiği örgüt- yurtsever ilişkisini merkeze koymadan büyük sahnenin tek bir karesi doğru okunamaz. Bugün aslında tabandaki tüm rahatsızlıkların, her şeye, her yapıya tepkinin kaynağı sınıfsal sezgidir. Olan biten tüm tartışmalar Kürt temsili ve irade alanlarına yönelik " bunlar sınıf olarak bizden değiller" duygusunun çeşitli zeminlerde dışavurumudur. Bu yüzden Kürt hareketi sınıf konusunun üstünden atlama lüksüne sahip değildir. Konu da yalnızca yoksulların neden yoksul olduğu değil; zenginliğin kaynağını, nasıl ve hangi ilişkiler içerisinde üretildiğini sorgulamaktır. Devletin ve neoliberal politikaların sorumluluğunu sürekli söylemek yetmez. Ondan daha çok Kürdistan'da zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olması karşısında "biz ne yapıyoruz, siyasetimizin ve kurumlarımızın bu kof düzendeki payı nedir?" sorusunu sormamız şarttır. Bu sömürücü ekonomik düzenin yörüngesine giren siyasetimizin devrimci iddiasını hangi noktalarda yitirdiğini sorgulamak zorundayız. Zira karşı devrim bu sorgulamayı bıraktığımız anda, bu adaletsiz düzeni ekonominin normali olarak görmeye başladığımızda hızlıca harekete geçti. Ve devrimci bir hareket için yenilgi, mücadele ettiği düzene benzediğinde gerçekleşir.

Bu konuyu Kürdistan bakımından birkaç başlıkta ele alabiliriz. Birincisi Kürdistan'da zenginler modern anlamda burjuva değil; ucube bir sınıfsız tabakadır. Tefeciler, yasadışı bahisçiler, kara para aklayanlar, kart işiyle milyonlar çeviren iş yeri sahipleri, uyuşturucu işinden zengin olanlar, arsadan birden zengin olanlar... Bu yüzden Kürt kentlerindeki bu çarpık zenginleşme ile kültür, sanat, eğitim, sosyal gelişme arasında orantılı bir gelişme yaşanmıyor. Ayrıca Kürdistan'da kurumsallaşmış aile şirketlerinden, ikinci, üçüncü nesil bir ticari burjuvaziden veya üretim sanayinde kendini kanıtlamış bir sermaye sınıfından bahsedemeyiz. İnşaata dayalı büyüme neredeyse tek model ve her gün artıyor. Fakat bu büyüme devamlı olamaz. Ayrıca inşaata dayalı büyüme yükseldikçe kentsel ayrışma giderek artıyor ve korunması gereken yoksul kesimler kentin dışlananları haline geliyor.

Kürdistan'da ortasınıf diyebileceğimiz kitle yalnızca kamu sektöründe çalışanlardan oluşuyor -ki bugünün Türkiye koşullarında onlar da........

© Amida Haber