menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Diyarbakır’da çocukları bağımlılıktan korumak: Sorunlar, nedenler ve çözüm yolları

2 0
yesterday

“Bir çocuğun elinden umudu alırsanız boşluğa düşer; ona sevgi, güven ve gelecek sunarsanız hayata tutunur.”

Çocuklar bir toplumun yalnızca geleceği değil, aynı zamanda bugünü ve en büyük sorumluluğudur. Bir kentin gerçek zenginliği binaları, yolları ve ekonomik imkânlarıyla sınırlı değildir. O kentin çocuklarının ne kadar güvende olduğu, kendilerini ne kadar değerli hissettiği, eğitim olanaklarına ne ölçüde erişebildiği ve geleceğe ne kadar umutla baktığı da toplumsal gelişmişliğin temel göstergelerindendir.

Diyarbakır’da çocuklar arasında bağımlılık sorununu ele alırken de öncelikle bu gerçeği görmeliyiz. Madde bağımlılığı başta olmak üzere tütün ve alkol kullanımı, kumar ve dijital ortamlardaki kontrolsüz davranışlar, çocukların yaşamını ve gelişimini olumsuz etkileyebilen önemli sorunlardır. Ancak bu sorunları yalnızca çocukların davranışları üzerinden değerlendirmek, meselenin toplumsal ve psikolojik boyutlarını gözden kaçırmamıza neden olur.

Bir çocuğun bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalması; aile ilişkilerinden arkadaş çevresine, okul yaşantısından ekonomik koşullara, ruhsal ihtiyaçlardan yaşadığı mahallenin olanaklarına kadar birçok etkenle ilişkili olabilir. Bu nedenle çözüm, çocukları suçlamakta, aileleri tek başına sorumlu tutmakta ya da yalnızca cezalandırıcı önlemlere başvurmakta değil; çocukları koruyan, güçlendiren ve yaşamla bağlarını sağlamlaştıran bir toplumsal yaklaşım geliştirmektedir.

Diyarbakır’da atılması gereken ilk adım, çocukları bağımlılığa iten koşulları anlamak ve bu koşulları ortadan kaldırmak için aileyi, okulu, yerel yönetimleri, sağlık kurumlarını ve toplumsal dayanışma mekanizmalarını bir araya getirmektir.

1. Yoksulluk, fırsat eşitsizliği ve geleceğe ilişkin kaygılar

Çocukların gelişimini etkileyen önemli etkenlerden biri, içinde büyüdükleri ekonomik ve sosyal koşullardır. Ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması, çocukların sosyal ve kültürel faaliyetlere erişememesi, eğitimde fırsat eşitsizliği ve geleceğe ilişkin belirsizlikler bazı çocukların kendilerini çaresiz hissetmesine neden olabilir.

Yoksulluk tek başına bağımlılığın nedeni değildir. Ancak yoksulluğun beraberinde getirdiği dışlanma, güvensizlik, stres ve imkânlara erişimdeki kısıtlılıklar, diğer risk etkenleriyle birleştiğinde çocukların kırılganlığını artırabilir.

Diyarbakır’ın mahallelerinde çocukların eğitim, spor, sanat, kültür ve sosyal destek olanaklarına erişimi güçlendirilmelidir. Ekonomik güçlük yaşayan ailelere yönelik sosyal destek mekanizmaları etkili biçimde işletilmeli; çocukların okuldan kopmasını önleyecek çalışmalar yürütülmelidir.

Çocukların zamanlarını güvenli biçimde değerlendirebilecekleri ücretsiz spor alanları, kütüphaneler, sanat atölyeleri, gençlik merkezleri ve etüt merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Bu hizmetler yalnızca belirli bölgelerde değil, ihtiyaçların yoğun olduğu mahallelerde de erişilebilir olmalıdır.

Çünkü çocuklara yalnızca risklerden uzak durmalarını söylemek yeterli değildir. Onlara yönelmeye değer uğraşlar, kendilerini geliştirebilecekleri ortamlar ve hayal kurabilecekleri bir gelecek de sunulmalıdır.

2. Aile içi iletişim sorunları ve duygusal ihmal

Aile, çocuğun kendisini güvende hissettiği ilk toplumsal ortamdır. Sevgi, ilgi, anlayış ve sağlıklı iletişim çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir yer tutar. Buna karşılık sürekli çatışmanın yaşandığı, şiddetin bulunduğu, çocuğun düşüncelerinin önemsenmediği veya duygusal ihtiyaçlarının karşılanmadığı aile ortamları çocukların ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Bazı çocuklar yaşadıkları sorunları aileleriyle paylaşamayabilir. Anlaşılmadıklarını düşündüklerinde sorunlarını gizleyebilir, riskli arkadaş çevrelerine yönelebilir veya yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için zararlı alışkanlıklara açık hâle gelebilirler.

Bu nedenle aileleri yalnızca sorumluluklarını yerine getirmedikleri gerekçesiyle eleştirmek yerine, onların da desteklenmesi gerektiğini kabul etmeliyiz.

Diyarbakır’da ailelere yönelik ebeveynlik eğitimleri, çocuklarla etkili iletişim çalışmaları ve aile danışmanlığı hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Ailelere ergenlik döneminin özellikleri, bağımlılık riskinin erken belirtileri, sınır koyma, çatışma çözme ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını anlama konularında destek verilmelidir.

Anne ve babalar çocuklarını yalnızca ders notları ve davranışları üzerinden değerlendirmemeli; korkularını, beklentilerini, arkadaşlık ilişkilerini ve gelecek hayallerini de dinlemelidir.

Bir çocuğun ailesine rahatlıkla “Bir sorun yaşıyorum, bana yardım eder misiniz?” diyebilmesi, koruyucu bir ortamın önemli göstergelerinden biridir.

3. Okuldan uzaklaşma, başarısızlık duygusu ve aidiyet eksikliği

Okul, çocukların yalnızca akademik bilgi edindiği bir yer değildir. Aynı zamanda arkadaşlık kurduğu, toplumsal ilişkileri öğrendiği, yeteneklerini keşfettiği ve geleceğe hazırlandığı önemli bir yaşam alanıdır.

Ancak okulda sürekli başarısız hissetmek, akran zorbalığına maruz kalmak, öğretmenleriyle sağlıklı ilişki kuramamak, ayrımcılık görmek veya eğitimle gelecek arasında bir bağ kuramamak bazı çocukların okula yönelik aidiyetini zayıflatabilir. Okuldan uzaklaşma ve devamsızlık da çocukların destekleyici ilişkilerden kopmasına yol açabilir.

Burada rehber öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların rolü son derece önemlidir. Çocukların sorunları büyümeden fark edilmeli; davranışlarının arkasındaki ihtiyaçlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.

Okullarda rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri güçlendirilmeli, risk altındaki öğrenciler erken dönemde belirlenmeli ve her çocuk için ihtiyaçlarına uygun destek planları hazırlanmalıdır. Devamsızlık, ani davranış değişiklikleri, içe kapanma, akademik gerileme ve sosyal ilişkilerde belirgin........

© Amida Haber