Savaş kirliliği coğrafyayı kanser tarlası haline getiriyor
WHO (Dünya Sağlık Örgütü Başkanlığı)’na tarihi bir çağrıdır.
SAYIN EXELANS; Ben Türkiye Cumhuriyeti’nde sade bir vatandaşım.
Uzun zamandan bu yana; önce 2004 yıllarında Irak, sonra sırasıyla bazı İslam ülkelerinde, farklı gerekçelerle Afganistan, Pakistan, Tunus, Filistin, Gazze ve şimdi de dumanı üstünde bir hadise olarak ABD-İsrail koordinasyonuyla İran’a savaş ilan edilmiş olması nedeniyle; her türlü silah ve mühimmat mevcudiyetiyle binlerce ton patlayıcı madde, barut, trinitrotoluen, her türlü kimyasal madde, (S) kükürt, (SO₂) kükürt dioksit, (H₂S) kükürt sülfür, (Pb) kurşun, Pb₅ (kurşun pentoksit), (Hg) cıva, (CO) karbon monoksit, (CO₂) karbondioksit, (HC) hidrokarbon, smog ve partikül madde gibi kanserojen zehirli maddeler sınır gözetmeden dünya coğrafyasının atmosferine salınım yapmaktadır.
Yerkürede kısa, orta ve uzun menzilli hava kirliliğine sebep olan bu hadise, temelde savaş kirliliğidir. Öncelikle spesifik alan olan savaş bölgelerinde olmak üzere tüm ülkelere salınım yapmaktadır. Bu nedenle Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz söylemiyle vurgulanan “Yurtta barış, dünyada barış” sloganı yaşama geçirilerek, savaştırma hastalığına düçar olan ülkelerin vahşi eylemlerinin engellenmesi noktasında mutlaka uluslararası, savaşı reddeden kararların hayata geçirilmesinde ön olunması; milyonlarca dünya insanının sağlığının korunması yolunda kalıcı ve geniş tabanlı bir kararın alınması açısından hayati önem taşımaktadır.
Konu yalnızca dünyada insan varlığı ile sınırlı olmayıp; yeryüzü kara topluluklarında tümüyle müşterek coğrafyaların etkilendiği dikkate alındığında, geniş alanları kapsayan ekolojik değerlere zarar verildiği açıktır. Dünya ekosistemi üzerinde ciddi manada, telafisi mümkün olmayacak hasarların oluşacağı; aynı şekilde yeryüzünde flora ve faunanın da aynı derecede etkileneceği; yeryüzü ve yer altı su kaynaklarının kalıcı kirliliklere maruz kalacağı; savaş kirliliğinin uzantılarının dünya denizlerini dahi etkileyeceği ve su ekosistemi üzerinde de benzer etkiler oluşturacağı; yeryüzünde gıda ve genel çevre güvenliğinin yok olacağı, kanser tarlasına dönüşecek topraklarda insanın yaşama şansının kalmayacağı gibi tehlikeler tümüyle dikkate alındığında, WHO teşkilatı olarak ne denli ağır bir sorumluluk altında bulunulduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Özellikle Türkiye gibi teşkilatınıza üye ülkelerle iş birliği içinde ortak hareket edilerek bu konularda makro düzeyde koordinasyonlar tesis edilmesi; yukarıda vurgulamaya çalıştığımız bilgi ve belgeler (olaylar) ışığında dünya Güvenlik Konseyi’nin de harekete geçirilerek Orta Doğu’da devam eden savaşla ilgili bu müessif sorunun barışla sonuçlandırılması hususunda gereğinin yapılmasını, insan ve diğer canlıların sağlığına güvence temin edilmesini arz ederim.
