Nevruz: Ergenekon’dan Cemşid’e Türk-fars Medeniyet Alanında Ortak Bir Kuruluş Hafızası’dır
Nevruz, yalnızca baharın gelişiyle ilgili takvimsel bir eşik değil, Avrasya’nın derin tarihî hafızasında yeniden doğuşu, toplumsal dirilişi ve medeniyet kurucu iradeyi temsil eden çok katmanlı bir semboldür. Onu sadece mevsim dönüşümüne bağlamak da, modern etnik siyasetlerin dar kalıpları içine hapsetmek de tarihî derinliğini azaltan eksik yaklaşımlardır. Türk kültürü bakımından Nevruz’un asıl anlamı, tabiatın uyanışından daha çok bir milletin yeniden tarih sahnesine çıkışıyla ilgilidir. Bu bakımdan Nevruz, Türk dünyasında Ergenekon anlatısıyla birleşen ve demirin eritilmesi, yolun açılması, çıkışın sağlanması ve topluluğun yeniden kuruluşu gibi anlamlarla zenginleşen kurucu bir hafıza günüdür.[1]
Türk mitolojik düşüncesinde Ergenekon, basit bir destan parçası değil; sıkışmışlığın aşılması, tarihî iradenin yeniden canlanması ve topluluğun kendisini yeniden kurması anlamına gelen sembolik bir çekirdektir. Ergenekon’dan çıkış sırasında demirin eritilmesi motifi, sadece efsanevî bir ayrıntı değil, aynı zamanda yüksek teknik bilginin, zanaatkârlığın, üretim kudretinin ve medeniyet kurma iradesinin alegorisidir.[2] Bozkır dünyasında demir, yalnızca savaşın değil, hayatı örgütlemenin, araç üretmenin ve siyasî bağımsızlığı korumanın da merkezî unsurlarından biridir. Bu yüzden Ergenekon’da eritilen demir, sadece dağı yaran bir güç değil; Türk tarih şuurunda karanlığı yaran bilgi, emek ve iradenin simgesidir. Abdülhalûk M. Çay’ın Nevruz’u “Türk Ergenekon Bayramı” olarak yorumlaması da tam bu tarihî ve kültürel zemine dayanır.[3]
Bu noktada Nevruz’un yalnızca bir kelime olarak değil, taşıdığı medeniyet anlamı bakımından değerlendirilmesi gerekir. Bugün yaygın dilbilimsel görüş, “Nevruz” kelimesinin Farsça “nev” yahut “new” ile “ruz” unsurlarının birleşmesinden doğduğunu kabul etmektedir.[4] Ancak bir kavramın adı ile o kavramın tarihî-mitolojik muhtevası aynı şey değildir. Bir terim bir dilden gelebilir; fakat onun asıl anlamı, yaşatıldığı kültür çevresinde yeni katmanlar kazanabilir. Türk dünyasında Nevruz’un belirleyici ruhu, “yeni gün” anlamından daha çok “yeniden doğan millet” fikridir. Yani burada takvimsel yenilik, tarihî ve toplumsal dirilişle bütünleşmiştir. Bu yönüyle Nevruz, Türk hafızasında baharın gelişi kadar, kapalı bir kaderin kırılışı ve yeni bir tarih hamlesinin başlangıcıdır.
İranî gelenekte ise Nevruz, özellikle Cemşid mitiyle birlikte hükümdarlık, ışık, kozmik düzen ve yeni yıl anlayışıyla özdeşleşmiştir.[5] Şehnâme çizgisinde Cemşid’in tahtı, yalnızca bir hükümdarlık simgesi değil, aynı zamanda dünyanın aydınlanışı ve düzenin yeniden tesisi anlamına gelir. Türk yorumunda Ergenekon’un demir ve çıkış eksenli hafızası, İranî gelenekte Cemşid’in tahtı ve ışık eksenli anlatısıyla karşılık bulur. Bu sebeple Nevruz’u, birbirini dışlayan iki ayrı geleneğin değil, tarih boyunca birbirine dokunan iki büyük medeniyet çevresinin müşterek sembol alanı olarak........
