menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihten ders almak zorundayız!

2 0
28.02.2026

600 yıl dünyaya hüküm süren, çağ açıp çağ kapatan Osmanlı İmparatorluğu’nun hazin sonunu hepimiz biliyoruz. Yazdıkları fermanlarla cihanı titreten Padişahlardan Payitaht İstanbul’u istilacı ülkelerin askerlerine teslim etmek zorunda kalan ve sonunda İngiliz zırhlısıyla ülkeden kaçan Padişaha gelen hazin bir süreç…

Bu sürecin altında yatan en büyük neden Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı ekonomik buhran ve bunun sonucunda yabancılara peşkeş çekilen ülke kaynakları ile Devlet Maliyesinin Düyûn-ı Umumiye’ye yani yabancılara teslim edilmesidir!

Öyle ki, Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin Osmanlı mali teşkilâtı içindeki yeri zamanla genişlemiş ve I. Dünya Savaşı arifesinde bir maliye nezareti halini alacak kadar kuvvetlenmiştir.

Osmanlı’yı batıran en önemli neden ekonomik çöküştür! Ve bu süreç 1854’den 1914’e sadece 60 yılda gerçekleşmiştir.

1854 Kırım Borçlanmasıyla başlayan çöküş döneminde Londra bankerlerinden, Fransız tefecilerden, Yahudi tüccarlardan 42 defa borç alınmıştır.

Avrupa ülkeleri kapitülasyonlar neticesinde Anadolu topraklarından elde ettikleri serveti dönüp bizlere faizle borç vererek tabiri caizse bizim paramızla bizi yıkma projesini gerçekleştirmiştir.

Abdülmecid, Abdülaziz, II. Abdülhamit ve V. Mehmet (Sultan Reşat) dönemlerinde Osmanlı Devleti 347 milyon Osmanlı lirası borçlanmış ancak devletin eline 233 milyon Osmanlı lirası geçmiştir.

Borçlanmaların birçoğu ‘’borcu borçla kapatma’’ mantığıyla gerçekleşmiş ve alınan yeni borçlarla eski borçlar ödenmeye çalışılmıştır. Ancak bu yıllarda dikkat çeken bir husus daha var ki o da şudur:

Avrupa’ya sürekli el açıp borç para isteyen Osmanlı İmparatorluğu ‘’itibardan tasarruf olmaz’’ anlayışıyla 1854-1880 yılları arasına 7 görkemli saray ve kasır yaptırmıştır:

Beykoz Mecidiye Kasrı (1854)

Dolmabahçe Sarayı (1861)

Beylerbeyi Sarayı (1865)

İş bilmez idarecilerin, kendisini ekonomist zanneden ancak har vurup harman savuran kişilerin koca imparatorluğu çökme noktasına getiren yanlış politikalarının faturasını gariban Anadolu insanı ödemiştir.

Yokluklar içinde harap ve bitap düşmüş olan Anadolu halkı, imparatorluğun çökmesini oturup izlememiş, kaderine razı olmamış ve Dünya’da eşi benzeri görülmemiş bir kahramanlık destanıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı verip geleceğini ve bağımsızlığını kazanmıştır.

İngilizler başta olmak üzere hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri bir taraftan ekonomik yapıyı bozarken bir taraftan da Osmanlı içindeki etnik unsurları hareketlendirerek yıkım sürecini hızlandırmışlardır!

Şimdi durup dururken Osmanlı’nın yıkılma sürecini neden anlattığımı merak edenler olabilir.

Ekonomi her şeydir. Toplumun tüm dinamikleri, iç ve dış güvenliği aslında birer ekonomi meselesidir. İşte bu yüzden konunun altını bir kez daha çizmekte yarar görüyorum.

Ekonomik anlamda işler ne yazık ki iyi gitmiyor.

Son 23 yılda özelleşmeden 66 milyar dolar gelir elde edilmiş, ortalama kurla 3 trilyon dolar civarında vergi toplanmış ama gelinen noktada ekonomik kriz kronikleşerek adeta bir ‘’ekonomik buhrana’’ dönüşmüştür.

2002’de 132 milyar dolar olan dış borcumuz 565 milyar dolara yükselmiştir.

En düşük emekli aylığı açlık sınırının altındadır. Sanayici can çekişmekte konkordatolar, iflaslar her geçen gün artmaktadır!

Tarım ve hayvancılıkta yaşadığımız sıkıntıları anlatmaya kelimeler yetmez!

Etin kilosu olmuş bin lira! Emekli feryat ediyor; ‘’Şu Mübarek Ramazan ayında evimize et girmedi’’ diye…

İşçi, Memur, Köylü, Esnaf ekonomik sıkıntıların altında inim inim inliyor!

Osmanlı İmparatorluğu’nun önce ekonomisini bozdular, borç üstüne borç verip gırtlağına kadar borçlandırdılar.. Sonra etnik yapısını harekete geçirip parçaladılar.

Yakın tarihte Yugoslavya’da, Irak’ta ve Suriye’de de aynı filmi görmedik mi biz?

Tarihten ders almamanın acı sonucudur bu! Tarih tekerrürden ibarettir derler ya! O yüzden dikkatli olmak ve tarihten ders almak zorundayız!

Ekonomik kayıplarımızı çalışarak, üreterek yeniden kazanabiliriz ama ‘’Allah muhafaza’’ vatan elden giderse ‘’Kuvâ-yi Milliye’’ ruhunu tekrar kazanabilir miyiz orası meçhul!


© Akdeniz Gerçek