Kırkgöz’ün Yol Hikayesi -2
Geçtiğimiz hafta Kırkgöz’ün başından geçen ulaşım yollarının hikâyesini anlatmıştık. Bu hafta ise biraz daha farklı bir yolculuğa çıkacağız. Bu kez Kırkgöz’e giden yolları değil, Kırkgöz’den çıkan su yolları takip edeceğiz. Çünkü Kırkgöz’ün hikâyesi, göletin kıyısında başlayıp orada biten bir hikâye değildir. Yeryüzünde gördüğümüz suyun altında, belki yüzlerce kat daha büyük bir başka Kırkgöz vardır. Toprağın altında sessizce yol alan bu su, yeryüzüne çıktığında ise Antalya’nın kaderine karışır. Kırkgöz, sadece musluklarından akan su değil, toprağa da can verdi. Bir yanda nar bahçeleri kızarır, diğer yanda zeytin ağaçları suya kavuşur. Döşemealtı Hicaz Narının kendine özgü aromasını elbette toprağına, havasına ve emeğine borçlu. Ama insan ister istemez düşünüyor: Bu lezzetin içinde Kırkgöz’ün suyunun da bir payı yok mu? Bir zamanlar Antalya’nın “beyaz altını” olan pamuk da bu sudan nasibini almıştı. Halk arasında “Cavur Arığı” olarak bilinen Roma Arığı’ndan, Çiftearıklar’dan akan Kırkgöz suyu tarlalara ulaşır, toprağı berekete dönüştürürdü. Pamuk tarlalarında beyazlayan ürün, yalnızca çiftçinin değil, koca bir şehrin ekmek kapısıydı. Çünkü tarlada yetişen pamuk, fabrikada yeniden hayat buluyordu. Aksu İplik Fabrikası’nda, Antalya Pamuklu Dokuma Fabrikası’nda çalışan binlerce insanın geçimi, on binlerce ailenin sofrasındaki ekmek, bir anlamda o........
