menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sâye Meselesi

12 0
18.03.2026

Herkes ışık olmak istiyor. Parlamak, görünmek, konuşmak, fikir vermek, yön göstermek… Bir susan yok. Bir kenara çekilen hiç yok. Ama ilginçtir, bu kadar ışığın içinde insan yine de üşüyor. Çünkü kimse gölge olmuyor. Farsçada sâye gölge demek. “Sayende” ise son derece ince bir teşekkür: “Sen beni ezmeden yanımda durdun.” “Sen varken dünya biraz daha katlanılır oldu.” “Sen, kendini göstermeden beni korudun.” Ne kadar zarif bir kelime bu. Ne kadar büyük ama ne kadar reklamsız.

Biz gölgeyi hep yanlış tanıdık. Gölgeyi karanlık sandık. Baskı sandık. Üstüne düşmek sandık. Halbuki sâye, insanın güneşin tam tepedeyken nefes alabildiği tek yerdir. Gösterişsizdir. Sessizdir. Ama hayati.

Hayatta herkes “bir şey” olmaya çalışıyor. Akıl verici, yol gösterici, kurtarıcı… Kimse “orada durayım yeter” demiyor. Kimse gölge olmayı seçmiyor. Çünkü gölge olmak alkış almaz. Hikâyenin başrolü sen olmazsın. Ama biri ayakta kalabiliyorsa, çoğu zaman senin sayendedir. Sâyesinde huzur bulduğumuz insanlar olsun hayatımızda. Yanımızda durup üstümüze çökmeyen… Biz konuşmak istemediğimizde boşluk doldurmayan… Parladığımızda gölgemizle yarışmayan… Düştüğümüzde “ben demeden” el uzatan…

Ama dürüst olalım: Herkesin gölgesi serin değil. Bazıları karartır. Bazıları nefessiz bırakır. Bazıları “iyilik” adı altında insanın ışığını kısar. Bazıları da gölge değil, bildiğin bulut…

Hava kapalı ama sebebi belli değil. O yüzden mesele gölge bulmak değil. Mesele, hangi gölgede kendin olarak kalabildiğini fark etmek. Ve belki de en can alıcı soru şudur: Hayatımızda gerçekten sâye olan kaç insan var… Ve biz kaç kişinin üstüne fark etmeden düşüyoruz?


© Akdeniz Gerçek